Haber Tarihi
Oct 21,2026 15:06
Uzmanlardan Gıda Güvenliğinde Bilimsel Kanıt Vurgusu: “Tek bir araştırmayla karar verilmez”
“12. Uluslararası Beslenme ve Diyetetik Kongresi’nde uzmanlar, gıda güvenliğine ilişkin kararların nasıl alındığını, bilimsel verilerin nasıl değerlendirildiğini ve beslenme alanındaki bilgi kirliliğiyle mücadelede sağlık profesyonellerinin rolünü ele aldı. Uzmanlar, güvenilir bilginin toplumla doğru biçimde paylaşılmasının önemine dikkat çekti.”
Hacettepe Üniversitesi’nde gerçekleştirilen 12. Uluslararası Beslenme ve
Diyetetik Kongresi kapsamında düzenlenen “Gıda Güvenliğinde Bilim Temelli Risk
Değerlendirmesi” başlıklı oturumda, gıda güvenliğine ilişkin bilimsel
kanıtların değerlendirilmesi ve uluslararası standartların oluşturulma
süreçleri ele alındı.
Gıda Güvenliği Derneği’nin de katkılarıyla gerçekleştirilen oturumda, Gazi
Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Toksikoloji Anabilim Dalı Başkanı, Türk
Toksikoloji Derneği Başkan Yardımcısı ve FAO/WHO Gıda Katkı Maddeleri Ortak
Uzman Komitesi (JECFA) üyesi Prof. Dr. Bensu Karahalil ile Birleşmiş Milletler
FAO/WHO Codex Alimentarius Komisyonu Başkan Yardımcısı Dr. Betül Vazgeçer
konuşmacı olarak yer aldı.
Oturumun başkanlığını, aynı zamanda kongre başkanı olan Hacettepe
Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü öğretim
üyesi Prof. Dr. Zehra Büyüktuncer Demirel ile Gıda Güvenliği Derneği Başkan
Yardımcısı Dr. Samim Saner üstlendi.
“Bilimsel kararlar tek bir çalışmanın sonucuna dayandırılmamalı”
Gıda güvenliğinde bilim temelli düzenlemelerin oluşturulmasında kullanılan
verilerin kalitesinin belirleyici olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Bensu
Karahalil, bilimsel araştırmaların yalnızca sonuçlarının değil, kullanılan
yöntemlerin ve verilerin güvenilirliğinin de değerlendirilmesi gerektiğini
belirtti.
Karahalil, “Bilim temelli bir regülasyonun güvenilirliği, kullanılan
bilimsel kanıtların kalitesiyle doğrudan ilişkilidir. Tek bir çalışmanın sonucu
yerine, farklı kaynaklardan elde edilen kanıtların güçlü ve sınırlı yönleri
birlikte değerlendirilmelidir” dedi.
Gıda katkı maddelerinin güvenliğinin değerlendirilmesinde toksikolojik
testlerin ve bilimsel verilerin kullanıldığını anlatan Karahalil, bu
değerlendirmeler sonucunda bir maddenin ömür boyu günlük olarak alınması
durumunda insan sağlığı üzerinde olumsuz etki oluşturması beklenmeyen günlük
alım miktarlarının belirlendiğini ifade etti.
Araştırmalarda standartlaştırılmış yöntemlerin kullanılmasının önemine
dikkat çeken Karahalil, farklı çalışmalardan elde edilen sonuçların
karşılaştırılabilmesi için veri toplama ve analiz süreçlerinin güvenilir olması
gerektiğini söyledi.
Aynı madde hakkında farklı araştırmalarda birbiriyle çelişen veriler elde
edilebileceğini belirten Karahalil, böyle durumlarda tek bir olumlu veya
olumsuz sonuca dayanarak karar vermek yerine, çalışmaların yöntemlerinin ve
sonuçlara yol açan mekanizmaların birlikte değerlendirmesi gerektiğini
vurguladı.
Bilimsel değerlendirmelerde Kanıtların Ağırlığı (Weight of Evidence)
yaklaşımının önemine işaret eden Karahalil, yeni teknolojilerin de risk
değerlendirme süreçlerini geliştirdiğini belirterek şunları söyledi:
“Yeni yaklaşım metodolojileri ve gelişen teknolojiler risk değerlendirmesine
önemli katkılar sunmaktadır. Ancak bu yöntemlerin düzenleyici süreçlerde
kullanılabilmesi, elde edilen verilerin bilimsel geçerliliği, güvenilirliği ve
tekrarlanabilirliği ile birlikte değerlendirilmesini gerektirir.”
“Uluslararası gıda standartlarının arkasında kapsamlı bilimsel
çalışmalar var”
Birleşmiş Milletler FAO/WHO Codex Alimentarius Komisyonu Başkan Yardımcısı
Dr. Betül Vazgeçer ise uluslararası gıda güvenliği standartlarının
oluşturulmasında bilimsel verilerin, bağımsız uzman değerlendirmelerinin ve
ülkeler arası uzlaşının esas alındığını anlattı.
Bir gıda katkı maddesine veya gıdalarda bulunabilecek bir bulaşana ilişkin
standartların belirlenmesinde öncelikle uluslararası kabul görmüş yöntemlerle
elde edilen verilerin değerlendirildiğini ifade eden Vazgeçer, bu veriler
üzerinden yapılan risk değerlendirmelerinin ilgili Codex komitelerinde ele
alındığını belirtti.
Uluslararası standartların kısa sürede oluşturulmadığını vurgulayan
Vazgeçer, “O nedenle uluslararası standardın oluşması ‘bugün konuyu belirledik,
yarın uluslararası standart yayınlandı’ şeklinde değil; en az 3-4 yıl, bazen 5
yıl süren uluslararası standart çalışmaları olabiliyor” dedi.
Codex Alimentarius’un hükümetler arası bir yapı olduğunu hatırlatan
Vazgeçer, standartların hazırlanmasında ülkelerin yetkili kamu otoritelerinin
ve bağımsız bilimsel uzmanların görev aldığını söyledi.
Vazgeçer, “Yani tek bir ülke, tek bir uzman, tek bir çalışma ile bu tür
şekilde uluslararası standart hazırlanması mümkün değil” ifadelerini kullandı.
Uluslararası standartların oluşturulmasında JECFA, JMPR ve JEMRA gibi FAO ve
Dünya Sağlık Örgütü bünyesindeki bilimsel uzman yapılarının hazırladığı
değerlendirmelerden yararlanıldığını belirten Vazgeçer, bu çalışmaların hem
tüketici sağlığının korunmasını hem de uluslararası gıda ticaretinde ortak ve
adil uygulamaların geliştirilmesini amaçladığını ifade etti.
“Türkiye'nin bilimsel gücünü uluslararası standartlara daha fazla
yansıtabiliriz”
Türkiye'deki üniversitelerin, kamu kurumlarının ve araştırmacıların
uluslararası gıda güvenliği çalışmalarına daha fazla katkı sağlayabileceğine
dikkat çeken Vazgeçer, bilimsel araştırmaların standartlara dönüşebilmesi için
kurumlar arasında güçlü bir iş birliği kurulması gerektiğini söyledi.
Türkiye'nin bilimsel birikimine vurgu yapan Vazgeçer, “Türkiye gerçekten
bilim insanıyla da dünyada bir söz sahibi. Ancak bu bilimsel çalışmanın
standarda dönüşebilmesi için işte bu iş birliği gerekiyor; yani bilim, kamu ve
de üretici diyoruz” dedi.
Üniversitelerin, kamu otoritelerinin ve gıda üretim zincirinin bütün
paydaşlarının iletişim içinde olmasının önemini vurgulayan Vazgeçer,
uluslararası Codex çalışmalarına katkıda bulunmak isteyen araştırmacıları Tarım
ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü bünyesindeki Codex iletişim
noktasıyla temas kurmaya davet etti.
“Bilimsel verinin halka doğru anlatılması kritik”
Kongre Başkanı Prof. Dr. Zehra Büyüktuncer Demirel ise oturumda ele alınan
konuların, beslenme ve gıda güvenliği alanında giderek daha fazla karşılaşılan
bilgi kirliliği açısından büyük önem taşıdığını belirtti.
Oturumun bilimsel bilginin nasıl üretildiği, değerlendirildiği ve hangi
sonuçlara güvenilebileceği konusunda önemli bir tartışma ortamı sunduğunu ifade
eden Büyüktuncer Demirel, bu bilgilerin özellikle diyetisyenler ve diğer sağlık
profesyonelleri açısından değerli olduğunu söyledi.
Büyüktuncer Demirel, gıda güvenliğinin sağlanmasında farklı meslek
gruplarının birbirini tamamlayan sorumluluklar üstlendiğini belirterek, “Bu
noktada bilim süzgecinden geçmiş verinin tüketiciye, halka anlatılması
gerçekten çok kritik” dedi.
Beslenmeyle ilgili her gün farklı ve zaman zaman çelişkili açıklamalarla
karşılaşılabildiğine dikkat çeken Büyüktuncer Demirel, bilgi kirliliğinin
yalnızca tüketicilerin değil, sağlık profesyonellerinin de kafasını
karıştırabildiğini ifade etti.
Tüketicilerin karşılaştıkları bilgileri sorgulaması gerektiğini vurgulayan
Büyüktuncer Demirel, “Biraz eleştirel bakacağız aslında tüketici olarak, biraz
sorgulayacağız. Ve her söylenene değil de doğru bilgiye ulaşmak için birazcık
çaba harcayacağız” diye konuştu.
Diyetisyenlerin bilimsel bilgiyi toplumun anlayabileceği şekilde aktarmada
önemli bir sorumluluk taşıdığını belirten Büyüktuncer Demirel, hekimlerin,
diyetisyenlerin, diğer sağlık profesyonellerinin ve gıda alanında çalışan
uzmanların iş birliği yapmasının toplumun doğru bilgilendirilmesi açısından
kritik olduğunu söyledi.
Bilimsel kanıttan toplumsal güvene
Oturumda yapılan değerlendirmeler, gıda güvenliğinin yalnızca laboratuvar
araştırmaları veya yasal düzenlemelerden ibaret olmadığını; bilimsel verilerin
güvenilir biçimde üretilmesinden uluslararası standartlara dönüştürülmesine ve
topluma doğru aktarılmasına kadar uzanan çok aşamalı bir süreç olduğunu ortaya
koydu.
Uzmanlar, gıda güvenliğine ilişkin bilimsel kanıtların bütüncül değerlendirilmesinin, kurumlar arası iş birliğinin güçlendirilmesinin ve güvenilir bilginin tüketiciye ulaştırılmasının toplum sağlığının korunması açısından önemini vurguladı.