Haber Tarihi
Oct 20,2026 16:17
30 YILLIK GÜMRÜK BİRLİĞİ ARTIK YETMİYOR: TÜRKİYE AVRUPA'NIN YENİ SANAYİ PLANININ DIŞINDA KALABİLİR
“Toplum Çalışmaları Enstitüsü'nün “Made in Europe” raporuna göre, Avrupa Birliği'nin yeni sanayi politikası Türkiye'nin ihracatını ve gelecekteki yatırımlarını tehdit ediyor. Fransa ve Almanya'nın otomotivde uzlaştığı yeni yaklaşımın kesinleşmesi hâlinde Türkiye, Avrupa'nın kamu desteklerinden dışlanma riskiyle karşı karşıya kalacak.”
Avrupa Birliği'nin sanayi üretimini yeniden Avrupa'ya çekmek amacıyla
hazırladığı “Made in Europe” düzenlemesi, Türkiye'nin en büyük ihracat
pazarındaki geleceğini tartışmaya açtı. Toplum Çalışmaları Enstitüsü'nün
yayımladığı “Made in Europe ve Türkiye: Avrupa Birliği'nin Yeni Sanayi Politikası,
Gümrük Birliği'nin Sınırları ve Türkiye İçin Politika Seçenekleri”
başlıklı rapor, 30 yıllık Gümrük Birliği ilişkisinin Türkiye'yi Avrupa'nın yeni
sanayi politikalarında korumaya yetmeyebileceğini ortaya koydu.
Rapora göre Avrupa Komisyonu'nun mart ayında hazırladığı Sanayi Hızlandırma
Yasası teklifi, Gümrük Birliği ortaklarından gelen ürün ve bileşenlere belirli
koşullarla eşdeğerlik tanırken Fransa ve Almanya'nın 15-16 Ekim'de üzerinde
uzlaştığı otomotiv yaklaşımı bu kapsamı daralttı. Yeni tanım, AB ülkeleri ile 1
Ocak 2020 itibarıyla Avrupa iç pazarının parçası olan ortakları esas alıyor.
Birleşik Krallık ve Norveç koşullu olarak kapsamda tutulurken Türkiye, 1996'dan
bu yana Gümrük Birliği üyesi olmasına rağmen dışarıda kalıyor.
Henüz hukuki bağlayıcılığı bulunmayan Fransa-Almanya uzlaşmasının AB yasama
sürecinde nasıl şekilleneceği belirsizliğini koruyor. Ancak rapor, asıl
tehlikenin yalnızca bugünkü ticaret hacminde değil, önümüzdeki yılların sanayi
yatırımlarında ortaya çıkabileceğine dikkat çekiyor.
TÜRKİYE'NİN İHRACATININ YÜZDE 42,7'Sİ AVRUPA'YA GİDİYOR
Raporda yer alan verilere göre Türkiye ile AB arasındaki mal ticareti 2025
yılında 217,6 milyar avroya ulaşarak rekor kırdı. Türkiye'nin toplam mal
ihracatının yüzde 42,7'si AB ülkelerine yapılırken Türkiye'nin AB'nin dünya ile
gerçekleştirdiği mal ticaretindeki payı yalnızca yüzde 4,2'de kaldı.
Bu tablo, iki taraf arasındaki ekonomik bağımlılığın eşit olmadığını
gösteriyor. Türkiye için en büyük ihracat pazarı olan AB'deki rekabet
koşullarının değişmesi, Türk sanayisi üzerinde Avrupa ekonomisine kıyasla daha
ağır sonuçlar doğurabilecek.
Riskin merkezinde ise otomotiv sektörü bulunuyor. Türkiye, 2025 yılında
gerçekleştirdiği 41,5 milyar dolarlık otomotiv ihracatının 30,1 milyar dolarlık
bölümünü AB ülkelerine yaptı. Böylece AB, Türkiye'nin otomotiv ihracatının
yüzde 72,5'ini aldı.
GÜMRÜK VERGİSİ YOK AMA REKABET AVANTAJI KAYBOLABİLİR
Enstitünün raporu, yeni düzenlemenin Türkiye'den Avrupa'ya yapılan otomotiv
ihracatını doğrudan yasaklamadığının altını çiziyor. Türkiye'de üretilen
araçlar mevcut Gümrük Birliği koşullarıyla Avrupa'ya gümrüksüz girmeye devam
edebilecek. Ancak kamu alımları, elektrikli araç teşvikleri ve kurumsal filo
desteklerinde önemli dezavantajlar ortaya çıkabilecek.
Avrupa Komisyonu'nun teklifinde, ilgili kamu desteklerinden yararlanacak
elektrikli ve şarj edilebilir hibrit araçların AB'de monte edilmesi, batarya
hariç değerlerinin en az yüzde 70'inin AB menşeli olması ve bataryalara ilişkin
ayrı koşulların karşılanması öngörülüyor.
Bu şartların Türkiye aleyhine kesinleşmesi hâlinde Avrupa'da üretilen
araçlar kamu desteklerinden yararlanırken Türkiye'de üretilen benzer araçlar
aynı avantajlara erişemeyebilecek. Türk otomotiv tedarik sanayisinin ürettiği
parçaların AB menşeli içerik hesabında dışarıda bırakılması da Avrupa'daki
üreticilerin tedarik tercihlerini değiştirebilecek.
Raporda, 2025 yılındaki 30,1 milyar dolarlık AB otomotiv ihracatı esas
alınarak yapılan örnek hesaplamada, ihracatın yüzde 1 azalmasının yıllık
yaklaşık 300 milyon dolar, yüzde 5 azalmasının 1,5 milyar dolar, yüzde 10
azalmasının ise 3 milyar dolarlık kayba karşılık geldiği belirtiliyor. Bu
rakamların gerçekleşmesi beklenen kayıplar değil, riskin büyüklüğünü gösteren
varsayımsal senaryolar olduğu vurgulanıyor.
ASIL TEHLİKE GELECEĞİN FABRİKALARINI KAYBETMEK
Rapora göre Türkiye açısından en büyük ekonomik tehdit, mevcut ihracatın
azalmasından çok yeni nesil elektrikli araç ve batarya yatırımlarının ülke
dışına yönelmesi.
Küresel otomotiv üreticilerinin önümüzdeki iki-üç yılda elektrikli araç
platformları ve batarya üretimi için verecekleri yatırım kararları, Türkiye'nin
Avrupa otomotiv değer zincirindeki geleceğini belirleyebilecek.
Çinli otomotiv üreticisi BYD'nin bir milyar dolarlık Manisa yatırımını
Haziran 2026'da askıya alması, raporda bu riskin ilk görünür örneklerinden biri
olarak değerlendiriliyor. Şirketin üretimini AB içinde yoğunlaştırmaya
yönelmesinde Avrupa'nın yeni menşe kurallarının etkili olduğuna ilişkin sektör
değerlendirmelerine yer veriliyor.
Yeni yaklaşımın yalnızca otomotivle sınırlı kalmayabileceğine de dikkat
çekiliyor. Fransa'nın benzer menşe şartlarını çelik, çimento ve temiz
teknolojilere yaymak istediği belirtilirken elektrik ekipmanları, kablo,
transformatör, yenilenebilir enerji ve batarya sanayisinin de ilerleyen dönemde
bu düzenlemelerden etkilenebileceği ifade ediliyor.
Rapora göre özellikle yapay zekâ altyapısı ve enerji dönüşümüne yönelik
küresel yatırımların hızlandığı bir dönemde Türkiye'nin Avrupa sanayi
zincirinden uzaklaşması, yeni büyüme alanlarındaki fırsatların kaybedilmesine
yol açabilir.
AVRUPA DA KAYBEDEBİLİR: 250 BİN KİŞİLİK İSTİHDAM BAĞLANTISI
Enstitünün değerlendirmesinde, Türkiye'nin dışlanmasının yalnızca Türk
üreticileri etkilemeyeceği, Avrupa şirketleri için de önemli ekonomik sonuçlar
doğurabileceği belirtiliyor.
Rapora göre Türkiye'deki otomotiv üretiminin yaklaşık yüzde 75'i Avrupalı
şirketlere ait. Bu şirketlerin Türkiye ile bağlantılı faaliyetleri Avrupa'da
yaklaşık 250 bin kişiye istihdam sağlıyor. Dolayısıyla Türkiye'deki üretim
tesislerinin rekabet gücünü kaybetmesi, Avrupa merkezli üreticilerin
maliyetlerini ve tedarik zincirlerini de etkileyebilecek.
Nitekim Toyota ve Ford, Türkiye'nin Avrupa sanayi sisteminin dışında
bırakılmaması gerektiğini savunuyor. Avrupa Otomobil Üreticileri Derneği (ACEA)
ise üreticilerin Türkiye'deki faaliyetlerinin korunmasını istiyor.
Raporda ayrıca Bruegel'in analizine atıfla, yalnızca batarya hücrelerinde
zorunlu AB menşei şartı uygulanmasının tipik bir elektrikli otomobilin
maliyetini yaklaşık 2 bin 100 avro artırabileceği aktarılıyor. Bu hesaplama,
korumacı sanayi politikalarının Avrupalı tüketiciler açısından da ek maliyet
yaratabileceğini gösteriyor.
FRANSA ÜRETİMİ GERİ İSTİYOR, ALMANYA EMİSYON ESNEKLİĞİ PEŞİNDE
Raporda Fransa ve Almanya'nın yeni düzenlemeye yaklaşımının farklı ekonomik
önceliklerden kaynaklandığı belirtiliyor.
Fransa'nın otomotivde yaşadığı üretim ve istihdam kaybını tersine çevirmek
istediğine dikkat çekiliyor. Renault ve Stellantis'in Avrupa ve çevresindeki
üretiminde Fransa'nın payı 2003 yılında yüzde 64 iken 2020'de yüzde 25'e
geriledi. Ülke, 2008-2024 döneminde otomotiv imalatındaki istihdamının yaklaşık
yarısını kaybetti.
Almanya'nın önceliği ise 2035 emisyon kurallarını esnetmek ve kendi
fabrikalarındaki istihdamı korumak oldu. Rapora göre Almanya, müzakerelerde
Birleşik Krallık'ın kapsamda kalmasını savunmasına karşın Türkiye konusunda
aynı ısrarı göstermedi.
İki ülkenin ortak kaygılarından biri de Çinli üreticilerin Türkiye üzerinden
AB pazarına erişimi. Avrupa'nın ticaret savunması önlemlerinin aşılmasını
önleme hedefi, yeni menşe tartışmasının temel gerekçeleri arasında bulunuyor.
Rapor, dışlamanın siyasi bir boyutu olduğuna da dikkat çekiyor. AB, ekonomik
erişimi giderek dış politika uyumuna bağlıyor; Türkiye'nin AB Ortak Dış ve
Güvenlik Politikası ile uyum oranı 2000'lerde yüzde 80 civarındayken bugün
yüzde 5'in altına inmiş durumda. Benzer bir ayrım AB'nin savunma sanayii
finansman aracı SAFE'te de görüldü: Kanada sözleşme değerinin yüzde 80'ine
kadar katkı sağlayabilirken Türkiye ancak üçüncü ülkelere açık yüzde 35'lik pay
içinde tedarikçi olabiliyor. Türkiye bu tabloda yalnız da değil; Fransa-Almanya
taslağı Japonya ve Güney Kore'yi de kapsam dışında bırakıyor.
GÜMRÜK BİRLİĞİ'NİN 30 YILLIK EKSİKLİĞİ GÜN YÜZÜNE ÇIKTI
Raporda yaşanan gelişmenin Türkiye-AB ilişkilerindeki daha köklü bir sorunu
ortaya çıkardığı vurgulanıyor.
1996'da yürürlüğe giren Gümrük Birliği, sanayi ürünlerinin gümrüksüz
dolaşımını sağlasa da kamu alımları ve hizmetleri kapsamıyor. Avrupa
Birliği'nin sanayi politikasında gümrük tarifeleri yerine kamu teşvikleri ve
kamu satın alma programlarının ağırlık kazanması, bu hukuki boşluğu Türkiye
açısından stratejik bir dezavantaja dönüştürüyor.
Enstitü, Türkiye'nin yalnızca Gümrük Birliği ortaklığına dayanarak kapsamda
tutulmayı istemesi yerine, Birleşik Krallık için öngörülen koşulların
Türkiye'ye de uygulanmasını savunmasını öneriyor. Bunun için ticaret
savunmasında eşgüdüm, menşe denetimi, yatırım taraması ve kamu alımlarında
karşılıklılık temelinde bir “güvenilir ortak” statüsü
oluşturulması öneriliyor. Rapor ayrıca Türkiye'nin Dünya Ticaret Örgütü Kamu
Alımları Anlaşması'na katılım için bir yol haritası hazırlamasını ve aynı
biçimde kapsam dışında kalan Japonya ve Güney Kore ile eşgüdüm içinde hareket
etmesini öneriyor.
KRİTİK TARİH 30 KASIM: TÜRKİYE İÇİN MÜZAKERE PENCERESİ AÇIK
Avrupa Parlamentosu'nda Sanayi Hızlandırma Yasası'na ilişkin ortak komite
oylamasının 30 Kasım'da, genel kurul oylamasının ise aralık ayı ortasında
yapılması planlanıyor. Otomotiv hükümlerinin ayrı bir pakete taşınması ihtimali
nedeniyle yıl sonuna kadar yürütülecek görüşmelerin de önem taşıdığı
belirtiliyor.
Toplum Çalışmaları Enstitüsü'nün raporu, Türkiye'nin AB'deki siyasi karar
alma süreçlerine ve Türkiye'de üretim yapan Avrupalı şirketlerle birlikte
yürütülecek ortak savunuculuğa ağırlık vermesi gerektiğini ortaya koyuyor.
Çalışmanın temel uyarısı ise bugünkü ihracat rakamlarının ötesine uzanıyor: Türkiye,
Avrupa'ya üretim yapmayı sürdürse bile geleceğin elektrikli araç, batarya ve
ileri teknoloji yatırımlarından dışlanma riskiyle karşı karşıya.
Avrupa'nın yeni sanayi politikalarında Türkiye'ye nasıl bir konum tanınacağı,
önümüzdeki yılların üretim kapasitesi, yatırımları ve istihdamı açısından
belirleyici olacak.