Haber Tarihi
Mar 02,2026 14:39
Yalıtım, Yapı Güvenliği İçin Ertelenmemesi Gereken Bir Yatırımdır
“Türkiye’nin lider yalıtım üreticisi İzocam, 1-7 Mart Deprem Haftası'nda binaların depreme dayanıklılığı için yalıtım uygulamalarının önemine dikkat çekti. İzocam Satış ve Pazarlama Direktörü Erdal Bozok, depreme hazırlığın ertelenebilecek bir maliyet değil; can güvenliği için yapılması gereken stratejik bir yatırım olduğunu vurguladı.”
Türkiye’nin lider yalıtım markası İzocam, ülkemizde her yıl 1–7 Mart
tarihleri arasında düzenlenen Deprem Haftası’nda, “Bugünlere Yalıtım, Yarınlara
Yatırım” mesajıyla yapı güvenliğinin artırılmasında yalıtımın önemine dikkat
çekti.
Depreme hazırlığın ertelenebilecek bir maliyet değil, doğrudan can
güvenliğiyle ilgili temel bir öncelik olduğunu vurgulayan İzocam Satış ve
Pazarlama Direktörü Erdal Bozok, “Türkiye’deki mevcut yapı stokunun deprem
gerçeği ışığında, kapsamlı ve entegre bir bakış açısıyla ele alınması büyük
önem taşımaktadır. Deprem riskine karşı gerçek ve kalıcı bir risk azaltımı
ancak önleyici ve bütüncül bir yaklaşımla mümkündür. Yapı güvenliği; malzeme
kalitesi, doğru uygulama ve yapı fiziği performansının birlikte ele alınmasını
zorunlu kılar. Temelden çatıya kadar doğru yalıtım çözümleriyle desteklenmeyen
bir yapının, bütüncül anlamda güvenli kabul edilmesi mümkün değildir”
ifadelerini kullandı.
Yalıtım uygulamalarının, çoğu zaman enerji tasarrufu ve konfor başlığı
altında ele alınmasına karşın yapı dayanıklılığı açısından da kritik bir rol
üstlendiğini vurgulayan Erdal Bozok, “Standartlara uygun şekilde tasarlanmış ve
doğru uygulanmış bir yalıtım sistemi, yapı elemanlarını dış etkilere karşı
koruyarak binaların uzun vadeli performansını güvence altına alır. Özellikle
yapı elemanlarında oluşan yoğuşma, zaman içinde bina güvenliğini doğrudan
etkileyen kritik bir risk unsurudur. Ara kesitlerde yoğuşan su; taşıyıcı
sistemlerdeki donatıların korozyona uğramasına, kesitlerinin azalmasına ve buna
bağlı olarak yük taşıma kapasitesinin ciddi ölçüde düşmesine neden
olabilmektedir. Ayrıca yapı bileşenleri içerisinde biriken su, soğuk
mevsimlerde donarak, sıcak mevsimlerde ise buharlaşarak beton bütünlüğünün
bozulmasına ve çatlakların oluşmasına yol açmaktadır.
Bu nedenle doğru tasarlanmış bir yalıtım sisteminde, yoğuşan suyun aynı yıl
içinde güvenli şekilde buharlaşması büyük önem taşımaktadır ve standartta
yapılan hesaplamalar ile yoğuşacak suyun kütlesi sınırlandırılarak yapılar
güvence altına alınmaktadır. Duvarlarda ve döşemelerde oluşabilecek yoğuşma ve
rutubet gibi olumsuz etkilerin önlenmesi, korozyon, donma–çözülme gibi yapısal
zayıflamaların önüne geçer ve taşıyıcı sistemin uzun yıllar performansını
korumasını sağlar. Dolayısıyla yalıtım yalnızca enerji faturalarını düşüren bir
uygulama değildir; yapının sağlığını koruyan ve deprem anındaki performansını
destekleyen tamamlayıcı bir unsurdur. Depreme dayanıklı bir gelecek için sessiz
ama stratejik bir güvenlik katmanıdır. Bu nedenle yalıtımın hem yeni inşa
edilen hem de mevcut binalarda yapı güvenliği için ertelenmemesi gereken bir
yatırım olduğu unutulmamalıdır” diye konuştu.
Riskli Yapı Stoğuna Sahip Bölgelerde Dönüşüm Hız Kazanmalı
Aktif fay hatları üzerinde yer alan ülkemizde, özellikle 2000 yılı öncesinde
inşa edilen yapıların önemli bir bölümünün hem deprem güvenliği hem de enerji
performansı açısından güncel mevzuat ve standartların gerisinde kaldığını
belirten İzocam Satış ve Pazarlama Direktörü Erdal Bozok, bu tablo karşısında
riskli yapı stokuna sahip bölgelerde dönüşüm sürecinin hızlandırılmasının
kaçınılmaz olduğuna dikkat çekti. Kentsel dönüşümün ise yalnızca yapıların
yenilenmesi olarak ele alınmaması gerektiğini vurgulayan Bozok, “Gerçek anlamda
bir kentsel dönüşüm; enerji verimli, sürdürülebilir, dayanıklı ve uzun ömürlü
yapılar inşa etmeyi kapsamalıdır. Deprem güvenliği ile enerji performansı
birbirinden bağımsız düşünülemez. Toprak altı uygulamalarda kullanılan yüksek basma
mukavemetine sahip ekstrüde polistiren (XPS) yalıtım levhaları, yapıyı su ve
mekanik yüklere karşı koruyarak taşıyıcı sistemin performansını destekler.
Cephe sistemlerinde tercih edilen nitelikli ve standartlara uygun camyünü ve
taşyünü ürünler hem enerji verimliliğini artırmakta hem de yangın güvenliği
açısından önemli katkılar sağlamaktadır. Bu nedenle, bilimsel verilerle
desteklenen doğru malzeme seçimi ve doğru uygulama pratiklerinin
yaygınlaştırılması büyük önem taşımaktadır. Nitelikli yalıtım çözümlerinin
dönüşüm projelerinde standart bir uygulama haline gelmesi güvenli ve
sürdürülebilir bir yapı stoğu oluşturmanın temel şartıdır” dedi.
Yeni Standartlar, Uzun Vadeli Yapı Performansını Destekliyor
2025 yılı itibarıyla yürürlüğe giren TS 825 Binalarda Isı Yalıtım Kuralları
Standardı ile enerji performansına ilişkin yeni düzenlemelerin sektörde
kapsamlı bir dönüşüm sürecini başlattığını belirten İzocam Satış ve Pazarlama
Direktörü Erdal Bozok, bu değişimin yalnızca enerji tasarrufunu artırmakla
sınırlı kalmadığını; aynı zamanda yapıların uzun vadeli dayanıklılığına ve
performansına da önemli katkılar sunduğunu ifade etti. Türkiye’de toplam enerji
tüketiminin yaklaşık üçte birinin binalarda gerçekleştiğini, bu tüketimin büyük
bölümünün ise ısıtma ve soğutma kaynaklı olduğunu hatırlatan Bozok, sözlerini
şöyle sürdürdü:
“Enerji verimliliği yüksek ve doğru yalıtılmış binalar; ekonomik, çevresel
ve yapısal açıdan çok daha güçlü bir performans sergiler. Daha az enerji
tüketen, karbon salımı düşük ve dayanıklılığı yüksek bir yapı stoku oluşturmak,
deprem gerçeğiyle yaşayan ülkemiz için yalnızca bir tercih değil, stratejik bir
zorunluluktur.
Tüm bu nedenlerle, deprem riskini konuşmakla yetinmemeli, riskleri azaltacak
somut adımları hayata geçirmeliyiz. Depreme hazırlık ertelenebilecek bir
maliyet kalemi değil; can güvenliğini önceleyen, uzun vadeli bir yatırımdır.
Doğru malzeme seçimi, standartlara uygun uygulama ve güncel mevzuata tam uyumla
güçlendirilmiş yapılar, yalnızca bugünün değil, yarının da güvencesini
oluşturur.”