Haber Tarihi
Feb 10,2026 15:40
Yeni Bilimsel Çalışma Disleksinin Tek Bir Genle Açıklanamayacağını Ortaya Koydu
“Toplumun yaklaşık yüzde 10’unu etkilediği tahmin edilen disleksi, Houston Üniversitesi’nden Elena Grigorenko’nun Journal of Speech, Language and Hearing Research dergisinde yayımlanan araştırmasıyla yeni bir bakış açısı kazanıyor. 40 yıllık genetik araştırmaları inceleyen bu çalışma, disleksinin sadece tek bir genin bozuk olmasıyla açıklanamayacağını bilimsel olarak kanıtlıyor. Ortaya çıkan bulgular, disleksinin değişmez bir durum olmadığını, beynin nöroplastisite kapasitesi sayesinde doğru yöntemlerle yönetilebilen ve etkileri azaltılabilen bir öğrenme süreci olarak değerlendirilebileceğini gösteriyor.”
Okuma ve yazma güçlüğü olarak bilinen disleksi; bireyin zihinsel, duygusal
ve sosyal gelişimini de şekillendiren nörogelişimsel bir farklılık olarak
karşımıza çıkıyor. Sadece akademik performansı değil, hayatın tüm yönlerini
etkileyen bu farklılık, dikkate alınmazsa özellikle yetişkin dönemde anksiyete,
özgüven kaybı ve depresyon gibi sorunlara yol açabiliyor.
Bu öğrenme güçlüğünün ortaya çıkışını tek bir genetik bozuklukla açıklayan
yaklaşım, yeni bilimsel verilerle birlikte daha bütüncül bir bakış açısıyla ele
alınıyor. Houston Üniversitesi’nden Elena Grigorenko’nun Journal of Speech,
Language and Hearing Research dergisinde yayımlanan çalışma yaklaşık 40 yıl
süren genetik çalışmaları bilgisayar analizleri ve büyük biyoloji veri
tabanlarıyla sistematik olarak yeniden inceledi.
Ayrıca çalışma ekibi tarafından disleksi ve okuma süreçleriyle ilişkili
olduğu bildirilen 175 aday gen analiz edildi. Araştırma, disleksinin tek bir
hatalı gen yerine beynin geniş kapsamlı sinir ağı fonksiyonlarındaki
zayıflıklarla ilişkili olduğunu ortaya koydu. Bu genlerin çoğunun insanla
birlikte benzersiz biçimde aktive olduğu; genlerin kendisi evrimsel olarak eski
olsa da ne zaman ve nasıl çalıştıklarının insana özgü olabileceği belirlendi.
Öğrenme Güçlüklerine Yönelik Yaklaşımlar Bilimsel Verilerle Genişliyor
Bu çalışmanın, disleksinin değiştirilemez ya da sabit bir durum olmadığını
gösterdiğini belirten Auto Train Brain CEO’su Dr. Günet Eroğlu, “Aksine, doğru
destek mekanizmalarıyla yönetilebilen ve geliştirilebilen bir öğrenme profiline
işaret ediyor. Beyin esnek ve öğrenmeye açık bir yapıdır. Sinir ağları
arasındaki bu bağlantısal kopukluklar, uygun yöntemlerle yeniden
düzenlenebiliyor. Bu da ‘beyni eğitmek’ kavramını bilimsel olarak anlamlı
kılıyor.
Her geçen gün gelişen teknoloji, bu alanda daha fazla kişiselleştirilmiş ve
ölçülebilir destek imkânı sunuyor. Bilim ve teknolojinin sunduğu imkânlar
sayesinde, bireyin potansiyelini merkeze alan daha kapsayıcı modeller giderek
güçleniyor. Örneğin nöro geribildirim bu yöntemlerden birini oluşturuyor. Bu
yöntem, bireyin kendi beyin aktivitesini gerçek zamanlı olarak fark etmesine ve
düzenlemesine olanak tanıyor. Kişiye özel ilerleyen bu süreçte, beyin dışarıdan
yönlendirilmek yerine, bireyin kendi niyeti ve katılımıyla öğreniyor. Bu da
öğrenme güçlüklerinde daha sürdürülebilir kazanımların önünü açabiliyor” dedi.