Haber Tarihi
Feb 10,2026 15:36
“Çocuklarımızı Nasıl Koruyacağız?” Uzmanından Ailelere Kritik Uyarılar
“Son dönemde kamuoyuna yansıyan olaylar, ailelerin en temel sorularından birini yeniden gündeme taşıdı: “Çocuklarımızı nasıl koruyacağız?” Uzmanlara göre çocuk güvenliği yalnızca fiziksel önlemlerle sağlanamıyor; çocukların kendilerini güvende hissedebildikleri, duygularını ifade edebildikleri ve riskli durumları paylaşabildikleri bir ortam oluşturmak en az fiziksel koruma kadar önem taşıyor. İstanbul Rumeli Üniversitesi Çocuk Bakımı ve Gençlik Hizmetleri Bölüm Başkanı Öğr. Gör. Elif Türel, çocukların güvenliğinin duygusal güven, sağlıklı iletişim, kişisel sınır bilinci ve dijital ortamlarda bilinçli kullanım becerileriyle birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı.”
Çocukların güvenliğinin bireysel bir kaygı olmanın ötesinde toplumsal bir
sorumluluk alanı olduğunu ifade eden Öğr. Gör. Elif Türel, çocukların
karşılaşabilecekleri risklerin ortaya çıkmadan önce fark edilmesi ve bu
riskleri azaltmaya yönelik önleyici stratejilerin geliştirilmesinin büyük önem
taşıdığını söyledi. Türel, çocuğun kendini güvende hissettiği, ihtiyaçlarının
karşılandığı ve duygularını ifade edebildiği bir aile ortamının koruyucu
yaklaşımın temelini oluşturduğunu belirterek, “Çocuk ev ortamında güvenli bir
ilişki deneyimlediğinde ailesinden sır saklama ihtiyacı duymaz ve yaşadığı
olayları paylaşma konusunda daha açık olur” dedi.
“Sağlıklı İletişim Çocuğun Kendini Korumasını Destekler”
Aile içi iletişimin çocuk güvenliğinde belirleyici rol oynadığını
vurgulayan Türel, ebeveynlerin çocuklarını yargılamadan dinlemelerinin ve
duygularını kabul etmelerinin önemine dikkat çekti. Sağlıklı iletişim ortamının
çocukların kendilerini ifade etmelerini kolaylaştırdığını belirten Türel,
cezalandırıcı ya da korku temelli iletişim biçimlerinin çocukların yaşadıkları
sorunları gizlemelerine neden olabileceğini ifade etti. Türel, ailelerin
çocuklarla düzenli iletişim kurmalarının, günlük sohbetler ve ortak etkinlikler
aracılığıyla bağlarını güçlendirmelerinin çocukların aileyi güvenli bir başvuru
noktası olarak görmesini sağladığını söyledi.
“Kişisel Sınır Eğitimi Erken Yaşta Başlamalı”
Çocuk güvenliğinin önemli başlıklarından birinin de kişisel sınır
bilincinin kazandırılması olduğunu belirten Türel, çocuklara bedenlerinin
kendilerine ait olduğunun, istemedikleri durumlarda “hayır” deme haklarının
bulunduğunun ve rahatsız edici bir durumla karşılaştıklarında yardım
isteyebileceklerinin öğretilmesi gerektiğini ifade etti. Özellikle 0–6 yaş
grubundaki çocukların gelişimsel özellikleri nedeniyle yaşadıkları olayları
anlamlandırmakta zorlanabildiğini belirten Türel, bu nedenle erken çocukluk döneminde
yaşa uygun ve korku yaratmayan bir dil kullanılarak kişisel sınır eğitimi
verilmesinin koruyucu bir etki sağladığını vurguladı.
“Dijital Güvenlikte Yasaklayıcı Değil Rehberlik Edici Yaklaşım
Benimsenmeli”
Günümüzde çocukların yaşam alanının dijital ortamları da kapsadığını
ifade eden Türel, dijital dünyanın öğrenme fırsatları sunduğu kadar yeni risk
alanlarını da beraberinde getirdiğini söyledi. Ailelerin çocukların dijital
deneyimlerine eşlik etmeleri gerektiğini belirten Türel, yaşa uygun içerik
seçimi, ekran süresinin sınırlandırılması ve ebeveyn rehberliğinin dijital
güvenlik açısından önemli olduğunu dile getirdi. Çocuklara kişisel bilgilerini
paylaşmamaları, tanımadıkları kişilerle iletişim kurmamaları ve rahatsız edici
içeriklerle karşılaştıklarında güvenilir bir yetişkine başvurmaları
gerektiğinin öğretilmesi gerektiğini ifade eden Türel, yasaklayıcı yaklaşımlar
yerine bilinçlendirici ve rehberlik edici tutumların daha etkili sonuçlar
verdiğini belirtti.
“Çocuk Güvenliği Günlük Yaşamın Her Anında Desteklenmeli”
Çocuk güvenliğinin yalnızca kriz anlarında gündeme gelmemesi gerektiğini
vurgulayan Öğr. Gör. Elif Türel, çocuğun kendini ifade edebildiği, değer
gördüğü ve desteklendiği bir aile ortamının hem koruyucu hem de önleyici bir
işlev üstlendiğini söyledi. Türel, çocukların güvenliğinin sağlanmasının
bilinçli ve tutarlı ebeveynlik yaklaşımıyla mümkün olduğunu belirterek, bu
sürecin aileler kadar toplumun tüm paydaşlarının ortak sorumluluğu olduğunu
ifade etti.