Haber Tarihi
Oct 07,2026 16:11
Çocuklarda Şiddet Riskine Dikkat: Aileler Hangi Değişimleri Önemsemeli?
“İstanbul Rumeli Üniversitesi Çocuk Bakımı ve Gençlik Hizmetleri Bölüm Başkanı Öğr. Gör. Elif Türel, ailelerin çocukları tek bir davranış üzerinden değerlendirmemesi gerektiğini belirterek, “Asıl dikkat edilmesi gereken, çocuğun alışılmış davranışlarında ortaya çıkan belirgin, yoğun ve süreklilik gösteren değişimler” dedi.”
Son dönemde çocukların
okula silah getirdiği olayların gündeme gelmesi, ailelerin çocukların
davranışlarında hangi değişiklikleri ciddiye alması gerektiği sorusunu da
beraberinde getiriyor. Uzmanlara göre çocuklarda görülen her öfke, içe kapanma
ya da akran çatışması tek başına bir şiddet göstergesi olarak
değerlendirilemez. Önemli olan, davranış değişikliğinin ne zaman başladığı ne
kadar sürdüğü, günlük yaşamı ve ilişkileri nasıl etkilediği ve başka
belirtilerle birlikte görülüp görülmediği.
Bu kapsamda çocukların
yaşadığı duygusal ve sosyal güçlüklerin erken dönemde fark edilmesi, ailelerin
ve okulun doğru şekilde sürece dahil olması önem taşıyor. İstanbul Rumeli
Üniversitesi Çocuk Bakımı ve Gençlik Hizmetleri Bölüm Başkanı Öğr. Gör. Elif
Türel, çocukların davranışlarını değerlendirirken tek bir olaya ya da davranışa
odaklanmak yerine genel tabloya bakılması gerektiğini belirtiyor.
Her öfke ya da içe
kapanma bir risk göstergesi değil
Çocukların zaman zaman
öfkelenmesi, arkadaşlarıyla sorun yaşaması, içine kapanması ya da şiddet
içerikli dijital oyunlara ilgi göstermesi tek başına ciddi bir risk anlamına
gelmiyor. Çocukluk ve ergenlik döneminde öfke, çatışma yaşama ve sınırları test
etme gelişimin doğal parçaları arasında yer alabiliyor. Bununla birlikte, daha
önce görülmeyen ve zaman içinde belirginleşen davranış değişikliklerinin
dikkate alınması gerekiyor. Yoğun ve kontrol edilmesi güç öfke, sürekli tehdit
edici konuşmalar, aileden ve arkadaşlardan uzaklaşma, yoğun umutsuzluk ya da
değersizlik ifadeleri, okula gitmek istememe, akademik başarıda ani düşüş, uyku
ve yeme düzenindeki belirgin değişiklikler ile daha önce keyif aldığı
etkinliklere ilgisini kaybetme, çocuğun yaşadığı güçlüğün anlaşılması açısından
önemli ipuçları olabiliyor. Türel, bu belirtilerden birinin görülmesinin
çocuğun şiddet uygulayacağı anlamına gelmediğinin altını çizerek, “Burada
önemli olan davranışın çocuğun yaşı, gelişim özellikleri ve içinde bulunduğu
yaşam koşullarıyla birlikte değerlendirilmesi. Aile içindeki değişiklikler,
akran ilişkileri, zorbalık, dışlanma, travmatik yaşantılar ve yoğun stres
çocuğun davranışlarını etkileyebilir” değerlendirmesinde bulundu.
Dijital içerikler tek
başına gösterge değil
Çocukların şiddet ve
silah içerikleriyle dijital oyunlar, sosyal medya ve videolar aracılığıyla
karşılaşması da ailelerin dikkat ettiği konular arasında bulunuyor. Ancak
uzmanlara göre bir çocuğun şiddet içerikli bir oyun oynaması veya bu tür
içeriklere ilgi göstermesi, tek başına gerçek hayatta şiddete başvuracağı
anlamına gelmiyor.
Bu noktada asıl önemli
olan, çocuğun bu içerikle nasıl bir ilişki kurduğu. İçeriğin yaşına uygun olup
olmadığı, çocuğun bundan nasıl etkilendiği ve gerçek yaşam ile kurgu arasındaki
ayrımı nasıl yaptığı önem taşıyor. Ailelerin çocukla iletişim kurarken yalnızca
“Ne izliyorsun?” ya da “Hangi oyunu oynuyorsun?” gibi sorular sormak yerine,
“Bu içerikte seni etkileyen ne oldu?” veya “Sence burada ne yaşanıyor?” gibi
sorularla çocuğun düşüncelerini anlatmasına alan açması öneriliyor.
Tehditler ve silaha
erişim ciddiye alınmalı
Çocuğun belirli kişilere
yönelik tehditlerde bulunması, zarar verme düşüncelerinden söz etmesi, şiddet
eylemine ilişkin somut hazırlıklardan bahsetmesi ya da gerçek hayatta silaha
erişmeye çalışması ise diğer davranışlardan ayrı değerlendirilmeli.
Öğr. Gör. Elif Türel,
özellikle belirli bir kişi, zaman, mekân veya eyleme yönelik somut tehditlerin
göz ardı edilmemesi gerektiğini belirterek, böyle durumlarda önceliğin çocuğun
ve çevresindeki kişilerin güvenliğinin sağlanması olduğunu vurguluyor. Ev ortamında
bulunan silah ve diğer tehlikeli araçlara çocukların erişiminin önlenmesinin de
yetişkinlerin sorumluluğunda olduğunu ifade eden Türel, silahların çocukların
ulaşamayacağı şekilde güvenli biçimde saklanmasının temel bir güvenlik önlemi
olduğunu belirtiyor.
Akran ilişkileri de
yakından takip edilmeli
Çocukların arkadaşlık
ilişkilerinde yaşadığı sorunlar da davranış değişikliklerinin anlaşılması
açısından önemli. Geçici arkadaşlık çatışmalarından farklı olarak uzun süreli
zorbalık, dışlanma, tehdit edilme, ağır aşağılanma ve sosyal izolasyon çocuğun
duygusal durumunu ve okula ilişkin tutumunu etkileyebiliyor.
Ailelerin yalnızca
çocuklarının arkadaşı olup olmadığına değil, arkadaşlık ilişkilerinde
kendilerini nasıl hissettiklerine de dikkat etmesi gerekiyor. “Kimse beni
istemiyor”, “Herkesten nefret ediyorum” gibi ifadelerin sürekli hale gelmesi
durumunda çocuğu hemen suçlamak ya da tehdit olarak görmek yerine, bu sözlerin
arkasındaki yaşantının anlaşılmaya çalışılması önem taşıyor.
Ailelere önemli görev
düşüyor
Çocuğun yaşadığı
sorunları anlatabileceği güvenli bir iletişim ortamının oluşturulmasının
önemine dikkat çeken Türel, ailelerin ilk tepkisinin suçlamak ya da yargılamak
yerine dinlemek olması gerektiğini söylüyor.
“Bunu neden yaptın?” ya
da “Böyle düşünmen yanlış” demek yerine, çocuğun yaşadıklarını anlatmasına
fırsat veren açık uçlu soruların kullanılabileceğini belirten Türel,
gerektiğinde öğretmenlerin, okul yönetiminin ve uzmanların sürece dahil
edilmesinin önemine dikkat çekiyor. Çocuğun kendisine ya da başkasına zarar
verme ihtimaline ilişkin ciddi bir tehdit söz konusu olduğunda ise konunun
yalnızca aile içinde tutulmaması gerektiğini vurgulayan Türel, uygun uzman ve
yetkili birimlerden destek alınması gerektiğini ifade ediyor.
“Çocuğu tehlikeli olarak
etiketlemek yerine yaşadığı güçlüğü anlamalıyız”
Öğr. Gör. Elif Türel,
çocukların güvenliğini sağlamanın yalnızca olay gerçekleştikten sonra müdahale
etmekle mümkün olmadığını belirterek sözlerini şöyle tamamlıyor:
“Çocukların
davranışlarını tek başına bir risk olarak görmek yerine, bu davranışın hangi
koşullarda ortaya çıktığına bakmak gerekiyor. Her farklı davranış bir tehdit
değildir. Ancak belirgin ve süreklilik gösteren değişimleri de göz ardı
etmemeliyiz. Ailelerin çocuklarını dinlemesi, okul yaşamını ve arkadaşlık
ilişkilerini takip etmesi, dijital içerik konusunda rehberlik etmesi ve
tehlikeli araçlara erişimi önlemesi koruyucu yaklaşımın önemli parçalarıdır.
Buradaki temel amaç çocuğu ‘tehlikeli’ olarak etiketlemek değil, davranışın
arkasındaki duygusal ve sosyal güçlüğü anlamaya çalışmaktır.”