Haber Tarihi
Apr 27,2026 14:56
KORUYARAK MI BÜYÜTÜYORUZ, KAYGILI MI YETİŞTİRİYORUZ?
“Öğr. Gör. Nebahat Şen: “Aşırı koruyuculuk çocukların kaygı düzeyini artırabilir” İstanbul Rumeli Üniversitesi Çocuk Gelişimi Programı Öğr. Gör. Nebahat Şen, son yıllarda çocuklarda kaygı düzeyinin arttığına yönelik gözlemlerin ebeveyn tutumlarıyla yakından ilişkili olduğunu belirterek, çocukları tüm risklerden uzak tutmanın değil, zorluklarla baş edebilecek beceriler kazandırmanın sağlıklı gelişim açısından belirleyici olduğunu söyledi. ”
Öğr. Gör. Nebahat Şen: “Aşırı koruyuculuk çocukların kaygı
düzeyini artırabilir”
İstanbul Rumeli Üniversitesi Çocuk Gelişimi Programı Öğr. Gör. Nebahat Şen, son
yıllarda çocuklarda kaygı düzeyinin arttığına yönelik gözlemlerin ebeveyn
tutumlarıyla yakından ilişkili olduğunu belirterek, çocukları tüm risklerden
uzak tutmanın değil, zorluklarla baş edebilecek beceriler kazandırmanın
sağlıklı gelişim açısından belirleyici olduğunu söyledi.
“Kaygı tamamen olumsuz bir duygu değildir”
Son yıllarda çocukların daha kaygılı ve stresle baş etmekte
zorlanan bir yapıya sahip olduğuna yönelik gözlemlerin arttığını belirten Öğr.
Gör. Nebahat Şen, kaygının gelişim sürecinde belirli bir düzeyde doğal ve
gerekli bir duygu olduğunu ifade etti. Şen, “Kaygı, çocuğun çevresini
tanımasına, riskleri fark etmesine ve kendini korumasına yardımcı olur. Ancak
kaygı süreklilik kazandığında ve günlük yaşamı etkilemeye başladığında dikkatle
ele alınması gerekir” dedi.
“Çocuklar kaygıyı çoğu zaman davranışlarıyla ifade eder”
Çocuklarda kaygının her zaman sözlü olarak dile getirilmediğini
vurgulayan Şen, bu duygunun çoğu zaman davranışlar üzerinden kendini
gösterdiğini söyledi. Ani öfke patlamaları, içine kapanma, sürekli onay
ihtiyacı, ayrılma güçlüğü, uyku ve yeme sorunlarının kaygının yaygın
yansımaları arasında yer aldığını belirten Şen, tırnak yeme, alt ıslatma, tik
benzeri davranışlar ve mide ya da baş ağrısı gibi fiziksel yakınmaların da bu
sürece eşlik edebileceğini ifade etti. Okul ortamında ise kaygının derse katılımda
isteksizlik, hata yapmaktan kaçınma ve potansiyelin altında performans şeklinde
görülebildiğini söyledi.
“Aşırı koruyucu tutum baş etme becerilerini zayıflatıyor”
Çocukları her türlü riskten uzak tutma çabasının çoğu zaman iyi
niyetle başladığını belirten Şen, sınırların net olmadığı durumlarda bunun uzun
vadede olumsuz sonuçlar doğurabildiğine dikkat çekti. Şen, “Çocuğun yerine
karar vermek, sorunları onun adına çözmek ve sürekli kontrol altında tutmak
kısa vadede güven hissi yaratır. Ancak uzun vadede çocuğun kendi başına baş
etme becerilerinin gelişmesini engeller” dedi. Bu durumun çocukların dünyayı
daha tehlikeli algılamasına neden olabileceğini belirten Şen, kendi
deneyimlerini yaşama fırsatı bulamayan çocuklarda hata yapma korkusunun
arttığını ve yeni durumlar karşısında yoğun kaygı gelişebildiğini ifade etti.
Ebeveynlerin akademik başarı, güvenlik ve sosyal kabul konularındaki
kaygılarının da farkında olunmadan çocuklara yansıyabildiğini vurguladı.
“Duygusal dayanıklılık öğrenilebilen bir beceridir”
Duygusal dayanıklılığın çocukların zorlayıcı yaşam olayları
karşısında uyum sağlayabilmesi ve olumsuz duygularla baş edebilmesi anlamına
geldiğini belirten Şen, “Dayanıklı çocuklar kaygı yaşamayan değil, kaygıyla baş
etmeyi öğrenmiş çocuklardır” dedi. Hayal kırıklığını tolere edebilme,
başarısızlıkla başa çıkabilme ve duyguları sağlıklı biçimde ifade edebilmenin
bu sürecin önemli parçaları olduğunu ifade etti.
“Güvenli ama sınırları net bir yaklaşım çocukları güçlendirir”
Çocukların duygusal dayanıklılığını desteklemenin temelinde güven
veren ancak sınırları açık bir ebeveyn tutumu olduğunu belirten Şen, çocuğun
duygularının kabul edilmesi kadar her isteğinin karşılanmamasının da önemli
olduğunu söyledi. Yaşına uygun sorumluluklar verilmesi, problem çözme
fırsatlarının sunulması ve hata yapmasına izin verilmesinin çocukların
özgüvenini güçlendirdiğini ifade etti. Şen, yetişkinlerin rolünün sorunları
çocuk adına çözmek değil, çözüm sürecinde rehberlik etmek olduğunu vurgulayarak,
çocukların duygularını ifade edebilecekleri açık bir iletişim ortamının
kaygının sağlıklı biçimde yönetilmesini kolaylaştırdığını belirtti.
“Çocukların kaygısı toplumsal koşullardan da etkileniyor”
Çocuklarda artan kaygının yalnızca aile içinde ele alınabilecek bir konu olmadığını ifade eden Şen, eğitim sistemi, medya içerikleri ve sosyal beklentilerin de çocukların duygusal dünyasını etkilediğini söyledi. Çocuk davranışlarının bir sorun olarak değil, çoğu zaman bir ihtiyaç ya da mesaj olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Şen, güçlü bireyler yetiştirmenin yolunun çocukları tüm zorluklardan korumaktan değil, karşılaştıkları güçlükler karşısında yeniden ayağa kalkabilecek beceriler kazandırmaktan geçtiğini vurguladı.