Haber Tarihi
Apr 16,2026 12:12
PEŞ PEŞE GELEN OKUL SALDIRILARI: “KOPYA DAVRANIŞ” ALARMI!
“Çocuk ve Ergen Psikoloğu Buse Başakgil: “Olayların görünür olması risk altındaki bireylerde ‘model alma’ ve ‘duyarsızlaşma’ etkisi yaratabiliyor””
Toplumun her alanında tüm canlıları ilgilendiren şiddet sarmalı, son
günlerde ‘okullarda şiddet’ olarak kendini gösterdi. Olaylar ilk ele
alındığında münferit gibi görülse de toplumsal bir sorun olarak okunması ve
önleyici yaklaşımın buna göre ele alınması son derece önemli.
Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi, Çocuk ve Ergen Psikoloğu Buse
Başakgil, konuyu toplumsal olarak ele aldığı açıklamasında “kopya davranış”
etkisine dikkat çekiyor. Psikolog Buse Başakgil: “Son günlerde Şanlıurfa ve
Kahramanmaraş’ta okullarda yaşanan silahlı saldırıların art arda gelmesi,
literatürde “taklit etkisi” ya da “kopya davranış” olarak adlandırılan bir
süreci akla getiriyor. Özellikle ergenlik dönemindeki bireyler kimlik
gelişiminin hassasiyeti ve aidiyet arayışı nedeniyle dış uyaranlara daha açık
hale gelir. Bu tür olayların yoğun biçimde görünür olması, risk altındaki
gençlerde “benzer bir eylemle dikkat çekebilirim” düşüncesini tetikleyebilir.
Şiddet davranışının medyada detaylı ve dramatik şekilde sunulması, bazı
bireylerde duyarsızlaşmaya yol açarken, bazılarında ise eylemi bir “çözüm” ya
da “kendini ifade biçimi” olarak algılamaya neden olabilir. Özellikle kendini
dışlanmış, değersiz ya da öfkeli hisseden gençler için bu tür olayların model
oluşturabildiğini söyleyebiliriz.” diyor.
Şiddete Toplumsal Müdahale Şart!
Şiddet olayları karşısında tüm aktörlerin bir arada hareket etmesi ve ortak
bir dil kullanmasının önemini vurgulayan Psikolog Buse Başakgil: “Okullarda
şiddetin artışı çok boyutlu bir sorun olmakla birlikte yalnızca bireysel değil,
toplumsal müdahale de gerektirir. Öncelikle erken önleyici ruh sağlığı
hizmetlerinin güçlendirilmesi, okullarda psikolojik danışman sayısının
artırılması kritik önem taşır. Medya, eğitim sistemi ve aileler arasında
tutarlı bir dil oluşturulmalı, şiddeti normalleştiren söylemlerden
kaçınılmalıdır. Ayrıca çocuklara erken yaşlardan itibaren duygu düzenleme ve
problem çözme becerileri kazandırılması büyük önem taşır. Şiddet olaylarının
görünürlüğünün artması iki yönlü etki yaratabilir. Bir yandan farkındalığı
artırarak önleyici adımları hızlandırabilirken, diğer yandan özellikle risk
altındaki bireylerde “model alma” ve “duyarsızlaşma” etkisi yaratabilir. Bu
durum sosyal öğrenme kuramı çerçevesinde değerlendirildiğinde, özellikle
çocuklarda ve ergenlerde davranışın taklit edilme ihtimali artabilir.”
Şiddet Bir Sonuç: Asıl Sorun İhmal
“Ebeveynler için en etkili koruma yöntemi, çocukla kurulan açık ve güvene
dayalı iletişimdir. Aşırı kontrolcü ya da tamamen serbest bırakıcı yaklaşımlar
yerine, sınırları net ama esnek bir ebeveynlik modeli benimsenmelidir. Çocuğun
sosyal çevresi, dijital kullanımı ve duygusal durumu yakından gözlemlenmelidir.
Aynı zamanda çocukların kendilerini ifade edebilecekleri güvenli alanlar
oluşturulmalıdır. Şiddet eğilimini artıran faktörler arasında dürtü kontrol
sorunları, düşük empati becerisi ve yoğun öfke birikimi gibi psikolojik
etmenler yer alır. Çevresel olarak ise aile içi şiddet, ihmal, akran zorbalığı
ve sosyoekonomik zorluklar önemli risk faktörleridir. Ayrıca medyada şiddete
sık maruz kalmak da duyarsızlaşmaya yol açabilir. Bu faktörler çoğu zaman bir
arada bulunarak riski katlayıcı etki gösterir. Aile içi iletişim, çocuğun
duygusal gelişiminin temel belirleyicisidir. İhmal edilen veya şiddete maruz
kalan çocuklarda saldırgan davranışların görülme ihtimali belirgin şekilde
artar. Çocuk, gördüğü davranışı model alarak problem çözme yöntemi olarak
şiddeti içselleştirebilir.”
Akran Zorbalığı Daha Ciddi Şiddet Eylemlerinin Habercisi Olabilir!
Akran zorbalığının pekiştirilmiş bir davranış olarak devam etmesinin daha
ciddi şiddete dönüşebileceği vurgulayan Moodist Psikiyatri ve Nöroloji
Hastanesi, Çocuk ve Ergen Psikoloğu Buse Başakgil: “İçe kapanma depresyon veya
kaygı belirtisi olabilirken, ani öfke patlamaları bastırılmış duyguların dışa
vurumu olabilir. Akran zorbalığı, şiddetin hem bir türü hem de daha ağır şiddet
davranışlarının habercisi olabilir. Zorbalığa maruz kalan çocuklar ilerleyen
süreçte ya içe kapanabilir ya da saldırgan davranışlar geliştirebilir. Aynı
şekilde zorbalık yapan çocuklar da bu davranışı pekiştirerek daha ciddi şiddet
eylemlerine yönelebilir. Bu nedenle zorbalık erken dönemde mutlaka ele
alınmalıdır. Ayrıca, çocuklarla dijital içeriklerdeki şiddet hakkında
konuşmamak yerine açık ve yaşa uygun bir şekilde iletişim kurmak daha
sağlıklıdır çünkü çocuklar bu içeriklerle zaten karşılaşır ve rehberliğe
ihtiyaç duyar. Açık konuşmalar, onların gerçek ile kurgu arasındaki farkı
anlamasına yardımcı olur. Korku, merak veya kaygı gibi duygularını ifade
etmelerini kolaylaştırır. Küçük yaşlarda basit ve net açıklamalar yapmak
önemlidir. Daha büyük çocuklarla şiddetin sonuçları üzerine konuşulabilir.
Ebeveynlerin soru sorarak diyalog kurması, çocukların düşünmesini destekler.
Tamamen yasaklamak veya konuyu görmezden gelmek genellikle ters etki yaratır.
Bu nedenle en doğru yaklaşım, güvene dayalı ve sürekli bir iletişim
kurmaktır.”.
Çocuklar daima sinyal verir!
Eğitimciler ve ailelere düşen görev ve destekleyici süreç hakkında bilgi
veren Psikolog Buse Başakgil: “Öğretmenler, yargılayıcı ve suçlayıcı bir dilden
kaçınarak kapsayıcı ve destekleyici bir iletişim kurmalıdır. Öğretmenler de
aileler de net ve tutarlı sınırlar koyarak hangi davranışların kabul edilemez
olduğunu açıkça ifade etmelidir. Gerekli durumlarda okul rehberlik servisi ve
aile ile iş birliği yapılması, sürecin daha etkili yönetilmesini sağlar.
Çocuğun davranışlarında belirgin ve şiddeti artan değişiklikler
gözlemleniyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır. Yoğun kaygı, uyku
sorunları, sınır problemleri, sosyal geri çekilme veya agresif davranışlar
önemli sinyallerdir. Ayrıca çocuk kendine ya da başkalarına zarar verme eğilimi
gösteriyorsa gecikmeden destek alınmalıdır. Erken müdahale her zaman daha
etkili sonuç verir.”
“Risk altındaki öğrenciler erken dönemde tespit edilmeli”
Kriz sonrası rutin sürece hızlıca dönülmesinin önemini vurgulayan Moodist
Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi, Çocuk ve Ergen Psikoloğu Buse Başakgil:
“Okullarda psikolojik güvenlik ortamını yeniden inşa etmek, yalnızca fiziksel
önlemlerle değil, öğrencinin kendini duygusal olarak güvende hissettiği bir
iklim oluşturmakla mümkündür. Bunun için öncelikle öğrencilerin kendilerini
ifade edebileceği, yargılanmadan dinleneceği açık iletişim kanalları
kurulmalıdır. Okul yönetimi, öğretmenler ve rehberlik servisleri arasında güçlü
ve koordineli bir iş birliği sağlanarak risk altındaki öğrenciler erken dönemde
tespit edilmelidir. Rehberlik servisleri kriz öncesinde, davranış
değişiklikleri, içe kapanma, öfke patlamaları ve zorbalık eğilimleri gibi erken
uyarı sinyallerini sistematik biçimde izlemelidir. Yanlış bilgilerin ve
söylentilerin önüne geçmek için yaşa uygun, net ve doğru bilgilendirme
yapılmalıdır. Yoğun kaygı, korku veya travma belirtileri gösteren öğrenciler
bireysel olarak değerlendirilmeli ve gerekli durumlarda uzman desteğine
yönlendirilmelidir. Ayrıca kriz sonrası süreçte rutinlerin mümkün olduğunca
hızlı şekilde yeniden kurulması, çocukların kontrol ve güven duygusunu artırır.
Psikolojik ilk yardım kısa vadeli bir destek olmakla birlikte, uzun vadeli izleme
ve gerektiğinde psikososyal müdahalelerle devam ettirilmelidir.”