Haber Tarihi
Feb 18,2026 12:24
SKD Türkiye COP31 Öncesinde İş Dünyasının Hazırlık Karnesini Açıkladı
“Türkiye’nin bu yıl ev sahipliği yapacağı COP31 öncesinde, SKD Türkiye üyeleriyle yaptığı anketle iş dünyasının iklim dönüşümündeki kararlılığını ve olgunluk seviyesini ortaya koydu. Araştırma sonuçları, şirketlerin niyet aşamasını geçerek artık eylem ve yatırım odaklı bir sürece girdiğini gösteriyor.”
Türkiye’nin bu yıl ev sahipliği yapacağı BM İklim Değişikliği Çerçeve
Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı (COP31), ülkemizin iklim ve
sürdürülebilirlik alanındaki dönüşüm kapasitesini küresel ölçekte sergileyeceği
önemli bir eşik olacak. Türkiye’nin Antalya’da 9-20 Kasım 2026 tarihleri
arasında ev sahipliği yapacağı ve Başkanlığını üstleneceği COP31, ülkelerin
iklim hedeflerini tartıştığı bir diplomasi platformu olmasının yanı sıra,
Türkiye iş dünyasının dönüşüm kapasitesini, yatırım hazırlığını ve rekabetçiliğini
küresel ölçekte görünür kılacak. Bu durum, Türkiye’deki şirketlerin
uluslararası pazarlardaki gücünü ve yatırım çekme potansiyelini doğrudan
etkileyecek.
İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD Türkiye), iş
dünyasının bu tarihi sorumluluğa hazırlık düzeyini veriye dayalı biçimde ortaya
koymak amacıyla, 109 kurumsal üyesinin katılımıyla kapsamlı bir araştırma
gerçekleştirdi. “SKD Türkiye COP31 Öncesi Üye Anketi”, Türkiye’de iş
dünyasının iklim ve sürdürülebilirlik alanında bugün hangi aşamada olduğunu,
hangi alanlarda olgunlaştığını, karşılaştığı darboğazları ve kapasite
ihtiyaçlarını analiz ederek hazırlık sürecine rehberlik ediyor.
Türkiye’de iş dünyası sürdürülebilirliği en üst düzeyde sahipleniyor
Araştırma sonuçları, sürdürülebilirlik ve iklim başlıklarının şirketlerin
ana iş stratejilerine entegre olduğunu, bununla birlikte bir sonraki faz için KPI,
veri altyapısı ve finansman entegrasyonunun hızlanması gerektiğini
gösteriyor:
- Yönetim Kurulu düzeyinde
sahiplenme güçlü: Şirketlerin %69’unda sürdürülebilirlik ve iklim
başlıkları Yönetim Kurulu veya Yönetim Kurulu Komitesi seviyesinde ele
alınıyor. Bu oran, sürdürülebilirliğin operasyonel bir yan başlık olmaktan
çıkarak, risk yönetimi ve uzun vadeli değer yaratımı perspektifiyle
stratejik bir yönetişim konusu haline geldiğini gösteriyor.
- Ana odak enerji ve iklim
dönüşümü: Şirketlerin %85’i önceliğini enerji ve iklim dönüşümüne
veriyor. Döngüsellik (%45) ile su, doğa ve biyoçeşitlilik (%43) ikinci
öncelik grubunu oluşturuyor. Bu dağılım, enerji ve iklim alanında oluşan
olgunluğun, önümüzdeki dönemde diğer sürdürülebilirlik başlıklarına
yayılması gerektiğine de işaret ediyor. Öte yandan, Kapsam 3 emisyonlarına
yönelik iş birliklerinin payının düşük olması, şirketlerin değer zincir
dönüşümünün hala erken aşamada olduğunu gösteriyor.
- En önemli bariyer
finansman ve belirsizlikler: Dönüşümün önündeki başlıca engeller
finansman (%47), regülasyon belirsizliği (%28) ve veri
eksikliği/izlenebilirlik (%12) olarak öne çıkıyor. Finansmanın en önemli
bariyer olarak tanımlanması, sürdürülebilirlik hedeflerinin yatırım ve
finansman araçlarıyla yeterince entegre edilemediğini ve “bankable” proje
yaratma konusunda eksiklikler olduğunu gösteriyor.
- Emisyon hedeflerinde
büyük sıçrama var ancak bütçe geriden geliyor: Şirketlerin %72’si net
sıfır, karbon nötr ya da mutlak/yoğunluk bazlı emisyon azaltım hedeflerine
sahipken, 2026’ya kadar ayrılmış sürdürülebilirlik bütçesi bulunan şirket
oranı %33’te kalıyor. Bu tablo, güçlü stratejik niyetle bu niyeti hayata
geçirecek yatırım kapasitesi arasında dikkatle yönetilmesi gereken bir
fark olduğunu ortaya koyuyor.
- Sürdürülebilirliğe özel
yatırım planlaması: Sürdürülebilirlik bütçesi bulunan şirketlerin
oranı yalnızca %33. KPI koyan şirketlerde yatırım ve raporlama
entegrasyonunun daha güçlü olduğu görülüyor.
- Veri altyapısı ortak
darboğaz: Şirketlerin %40’ında veri altyapısındaki kapasite ihtiyacı
öne çıkıyor. Bu bulgu, sürdürülebilirlik performansının ölçümü,
raporlanması ve yönetiminin yanı sıra, TSRS uyumlu raporlama altyapısının
güçlendirilmesi, yatırım önceliklerinin belirlenmesi ve risk yönetimi
açısından da veri altyapısının kritik bir rol oynadığını gösteriyor.
Dijital ve yapay zeka çözümleriyse ağırlıklı olarak enerji optimizasyonu
ve raporlama otomasyonunda kullanılıyor.
- Adil geçiş ve yetkinlik
dönüşümü yükselen gündem: Şirketlerin %42’si adil geçiş ve sosyal
etkiyi stratejik bir başlık olarak ele alıyor. Öncelikli sosyal dönüşüm
alanları, çalışan yetkinlik dönüşümü (%66) ve tedarik zincirinde sosyal
standartların güçlendirilmesi (%45) olarak öne çıkıyor. Bu tablo, iklim
dönüşümünün insan kaynağı ve tedarik zinciri boyutlarıyla birlikte ele
alınması gerektiğini ortaya koyuyor.
- Su yönetimi gündemde, iş
birlikleri sınırlı: Şirketlerin %69’u suya ilişkin mutlak veya
yoğunluk bazlı hedeflere ulaşmak için çalışıyor. Buna karşın, havza bazlı
su yönetimi ve çok paydaşlı iş birlikleri halen sınırlı kalıyor. Bu alan,
önümüzdeki dönemin önemli gelişim başlıkları arasında yer alıyor.
Ediz Günsel: “Sürdürülebilirlik konusundaki güçlü sahiplenmeyi
ölçülebilir performans ve yatırıma çevirmeliyiz”
SKD Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Ediz Günsel, araştırma sonuçlarına
ilişkin şunları söyledi: “Türkiye’nin COP31 ev sahipliği, iş dünyamız için
sadece diplomatik bir başarı değil, küresel sürdürülebilirlik liginde dönüşüm
kapasitemizi kanıtlayacağımız tarihi bir fırsat. Araştırmamız, üyelerimizin bu
süreci en üst yönetim düzeyinde sahiplendiğini açıkça ortaya koyuyor. Şimdi
hedefimiz, bu güçlü niyeti daha ölçülebilir hedeflere ve somut yatırımlara
dönüştürerek küresel arenada rekabetçiliğimizi artırmak olmalı. Hedeflerimizi
artık daha büyük koymalıyız” dedi.
Türkiye iş dünyasının önde gelen şirketlerinden oluşan üyelerinin paylaştığı
iyi uygulama örneklerinden yola çıkarak değerlendirmede bulunan Ediz Günsel,
“COP31 yolunda üyelerimizin paylaştığı iyi uygulama örneklerine baktığımızda,
artık sadece 'niyet' etmediğimizi, aksine çok somut ve cesur adımlar attığımızı
gururla görüyorum. Şirketler bilim temelli iklim geçiş planlarından adil geçiş
projelerine, sürdürülebilir finansmanla güçlenen yenilenebilir enerji
yatırımlarından doğa temelli yaklaşımlara uzanan kapsamlı bir dönüşüm
yürütüyor. Bu kolektif dönüşüm ruhu, Türkiye’nin COP31’deki en güçlü hikayesi
olacak” dedi.
COP31’e giden yolda 5 stratejik öncelik
“SKD Türkiye COP31 Öncesi Üye Anketi”, iş dünyasının ölçüm,
entegrasyon ve etki dönemine geçişini destekleyecek yol haritasını da ortaya
koydu. Buna göre;
- Performans yönetimi: Sürdürülebilirlik
KPI’larla izlenmeli ve kurumsal süreçlere entegre edilmeli.
- Yatırım ve finansman
entegrasyonu: Şirketler yeşil finansman, sürdürülebilir tahviller ve
performansa dayalı finansman modellerini stratejik araç setinin ayrılmaz
parçası haline getirmeli.
- Veri, dijitalleşme ve
risk odaklılık: İklim, su ve doğa riskleri, dijital altyapı ile
sistematik olarak yönetilmeli. Özellikle TSRS, CSRD, CBAM ve TNFD gibi
küresel çerçeveler, şirketler için yalnızca bir uyum yükümlülüğü değil,
stratejik bir yönlendirme aracı olarak ele alınmalı.
- Enerji ötesi temalarda
derinleşme: Şirketler, döngüsellik, su, biyoçeşitlilik ve adil geçiş
gibi alanlarda derinleşme sağlamalı.
- Değer zinciri ve çok
paydaşlı iş birlikleri: Şirketler sürdürülebilirlik hedeflerine
ulaşmak ve su gibi ortak risk alanlarında ölçeklenebilir etki yaratmak
için tedarikçilerden lojistiğe, ürün kullanımından atık yönetimine uzanan
tüm değer zinciri boyunca oluşan emisyonları (Kapsam 3) birlikte azaltmaya
odaklanmalı. Bunun için sektörler arası ve çok paydaşlı iş birlikleri
güçlendirilmeli.
SKD Türkiye, COP31’e doğru iş dünyasının ilerlemesini somut olarak ortaya
koyacak
SKD Türkiye, COP31 sürecini iş dünyası için görünürlük sağlanan bir dönemin
ötesinde, ölçüm, yatırım ve etki kapasitesinin birlikte güçlendirildiği bir
dönüşüm süreci olarak ele alıyor. Bu doğrultuda SKD Türkiye, üyelerinin iyi
uygulama örneklerini COP31’in altı tematik ekseniyle uyumlu biçimde görünür
kılmayı, iş dünyasının mevcut durumunu veriye dayalı şekilde izleyerek ortaya
koymayı taahhüt ediyor.
Türkiye iş dünyasının sürdürülebilirlikte geldiği noktayı yalnızca
taahhütlerle değil, ölçülebilir performans ve somut etki üzerinden ortaya
koymayı hedefleyen dernek, bu kapsamda COP31 Webinar Serisi’ni başlatıyor.
Şubat ve Temmuz ayları arasında toplam altı oturumdan oluşacak seri, iş dünyası
için yol gösterici bir platform sağlayarak, kamu tarafıyla anlamlı bir diyalog
zemini oluşturacak.