Haber Tarihi
Feb 16,2026 13:20
Kendilik / Self: Jale İris Gökçe’nin Yeni Sergisi Açıldı
“Çağdaş sanatın özgün, güçlü ve şiirsel sesi, düşünür-sanatçı Jale İris Gökçe, yeni resim sergisi Kendilik / Self ile izleyiciyi benliğin katmanlarında sezgisel bir yolculuğa davet ediyor. 14 Mart 2026 tarihine kadar Anadoluhisarı Hermes Art Gallery’de görülebilecek Kendilik / Self, yalnızca bir resim sergisi değil; öznenin imkânı üzerine kurulan görsel bir düşünce alanı… Sergi, çağdaş sanat bağlamında “kendilik” kavramının nasıl kurulduğu, nasıl dağıldığı ve nasıl yeniden yazıldığı sorularını resim/sanat aracılığıyla tartışmaya açıyor.”
Sanat ortamımız son yirmi yılda kavramsal bir enflasyonun eşiğindeyken,
Jale İris Gökçe, bu gürültülü piyasa ekonomisinin tam karşısında, dikey
derinleşmeyi savunan bir sanatçı olarak öne çıkıyor. Gökçe, sanatı sadece bir
temsil aracı olarak değil, aynı zamanda Foucault’cu anlamda bir
‘kendilik pratiği’; epistemik, etik ve estetik bir inşa süreci olarak
yorumlayıp farklı bir paradigma oluşturuyor.
Sanat tarihi, otoportreyi genellikle narsistik bir aynalama veya
toplumsal bir maske (persona) olarak ele alırken, Gökçe’nin Hermes’de
izleyiciyle buluşan Kendilik/Self sergisi, bu geleneği kökten
sarsıyor. Sanatçı, Rembrandt’ın psikolojik derinliğini veya Van Gogh’un
dışavurumcu çırpınışlarını, minimalist bir brütalizm ile birleştiriyor. Ancak
buradaki brütalizm, sadece mimari bir referans değil, Heidegger’ci
anlamda Varlıkın (Dasein) kendi çıplaklığıyla yüzleşmesine bir
davet…
Kendiliğin Plastik Dinamiği
Gökçe’nin tuvallerinde gördüğümüz sıva dokuları ve beton etkisi, insanın
dünyaya atılmışlığını ve bu atılmışlık içinde kendi özünü inşa
etme zorunluluğunu simgeler. Onun sanatı, otoportreyi figüratif geleneğin ve
dekoratif soyutlamanın aksine, fenomenolojik bir kazı niteliğine dönüştürüyor;
malzemenin etiği ve sessizliğin direnişi…
Angel Rainbow’un monokrom tercihleri ve tipografik müdahaleleri, çağdaş
sanatın gösteri toplumuyla olan flörtüne sert bir eleştiri getirir.
Yazmak ve boyamak arasındaki geçişkenlik, sanatçıyı bir poietik özne
olarak konumlandırır. Onun sanatı, piyasanın talep ettiği hızlı tüketilen
imgeye karşı, izleyiciyi yavaşlamaya, durmaya ve kendi içsel boşluğuna
bakmaya zorlayan etik bir direnç alanıdır…
Ülkemiz sanat tarihinde, genellikle kimlik (identity) politikaları
ekseninde; doğu-batı, gelenek-modernite karşıtlıklarında ele alınan kendilik
sorunu, Jale İris Gökçe’de özgün bir nitelik kazanır: O, kimliği sadece
bireysel boyutuyla değil, evrensel düzlemde, toplumsal ve tarihsel boyutlarıyla
bir Kendilik/Self sorunu olarak anlayıp yorumlar.
Gökçe'nin sergileri, birbirinden kopuk etkinlikler değil, birbirini
doğrulayan ve genişleten birer araştırma zinciridir:
İris: Sergilerin Bugünü Uzaktır (2013 Ankara): Kendilik
yolculuğunun ilk kamusal izlerini taşır.
Angel Rainbow (2017 Selanik): Sanatçının
spektrum felsefesini simgeler. Işığın kırılması (analiz) ve yeniden birleşmesi
(sentez) süreci, Gökçe’nin özellikle 2013'ten beri sergilediği disiplinlerarası
sürekliliğin omurgasını oluşturur.
Kaos (2019): Bakhtin’in karnavalesk
kavramına selam duran, bireyselden kozmosa uzanan bir hakikat deneyimi sunar.
Pandemi! Sorun Acaba Self'de mi? (2020): Küresel
krizin kendilik üzerindeki tahribatını sorgulayan öngörülü bir çalışma olarak
bu dönemi ele alan sağlam bir kavramsal yapı ve işler ile öne çıkar.
Fragmented Self / Parçalanmış Kendilik (2022): Yıllar
boyu süregelen çalışmaların bir özeti niteliğindeki parçaları analiz eden
sanatçı, insanın modern dünyadaki parçalanmış ruh halini yedi renkli monokrom
bir yapı üzerinde inşa eder.
Hep Self (2023): Sanatçının yıllar boyu devam
ettirdiği ontolojik kazı çalışmasının bir zirvesidir. Bu sergi, 'parçalanmış kendilikten
bütünleşmiş bir öze doğru giden yolun haritasıdır. Sanatçı, fırçasını
bir neşter gibi kullanarak toplumsal maskelerin altındaki o saf, değişmez ama
sürekli dönüşen 'kendilik' halini arar. Hep Self, sadece bir sergi
değil; her türlü dış etkene rağmen kişinin kendi merkezinde kalma mücadelesinin
sanatsal beyanıdır.
Bugünkü Kendilik/Self (2026) sergisinde ise bu parçaları Spinoza’cı
bir bütünlükle, tek bir cevherde birleştirme cesaretini göstermektedir.
Jale İris Gökçe, Türkiye’de sanatçı tanımını yeniden kodlayarak
ona ‘araştırmacı’ ve ‘düşünür’ katmanlarını eklemiştir. Onun
sanatı; Merleau-Ponty’yi de merkeze alarak, Michel Foucault’nun özneyi bir
pratik olarak ele alan yaklaşımı, Heinz Kohut’un kendilik psikolojisindeki
kırılgan yapı ve Paul Ricoeur’un anlatısal kimlik kuramı arasındaki o ince
eşikte konumlanıyor. Sanatçı, kendiliği tamamlanmış bir form değil;
katmanlaşan, silinen ve yeniden beliren bir yüzey olarak ele alırken, "Dünyanın
özü, görünenin arkasında değil; bakışın o görünenle kurduğu etik ve epistemik
bağdadır" diyerek sanatın felsefi sorumluluğunu bir kez daha
hatırlatıyor.
Kendilik/Self sergisi, sadece 14 Şubat’ta
açılmış olan bir etkinlik değil; sanat tarihinin kendilik felsefesiyle kurduğu
o eksik köprünün de en güçlü taşlarından biridir.
Bu tarihsel dokuda yükselen modern ses, bize şunu tekrarlıyor:
Hakikat, dışarıda bir yerde değil, inşa edilen o en mahrem katmanda, yani
kendiliktedir.