Haber Tarihi
Feb 14,2026 12:53
Beslenmede radikal şeffaflık ve güven arayışı dönemi başlıyor.
“Market rafları artık birer alışveriş alanı değil, çözülmesi gereken karmaşık birer bulmaca. Glutensiz ama şeker deposu kurabiyeler, vegan ama laboratuvar üretimi köfteler ve ambalajı yeşile boyanmış ultra işlenmiş gıdalar... Şehirli insan, sağlıklı beslenmeye çalıştıkça daha büyük bir pazarlama tuzağına mı çekiliyor? Lüksün tanımının pahalı olandan şeffaf olana evrildiği bu yeni çağda, ambalajların arkasındaki gerçekleri sorguluyoruz.”
Son dönemde hepimizin market alışverişlerinde yaşadığı ortak bir sendrom
var. Ürünün arkasını çevirip içindekiler kısmını okumaya çalışırken Latince
terimler arasında kaybolmak.
Doğal, %100 Naturel, köyden gibi ibarelerin içinin boşaltıldığı, herkesin
ürünlerinin organik olduğunu iddia ettiği bu dönemde, şehirli insan artık
sadece sağlıklı beslenmek değil, aynı zamanda kandırılmadan alışveriş yapmak
istiyor. Dünya genelinde yükselen radikal şeffaflık akımı tam da burada devreye
giriyor. Artık tabağımızdaki domatesin sadece organik olması yetmiyor.
Toprağının nasıl beslendiğini, tohumunun atasını ve üreticisinin hikayesini
bilmek istiyoruz.
Bu güven krizini derinleştiren en büyük etken ise ambalajların diliyle
içeriğin gerçeği arasındaki uçurum. Kraft kâğıda sarılı, üzerinde yeşil yaprak
logoları olan her ürünü masum sanma eğilimindeyiz. Oysa ki glutensiz etiketiyle
satılan bir kurabiyenin içinde, gluteni bağlamak için kullanılan yoğun kıvam
artırıcılar ve şeker şurubu olabiliyor. Vegan olarak pazarlanan hazır bir
köfte, hayvansal ürün içermese de, laboratuvar ortamında üretilmiş aroma
vericilerle dolu ultra işlenmiş bir gıda sınıfına girebiliyor. Şeker ilavesiz
ibaresi, o ürünün insülin dengesini bozacak yapay tatlandırıcılarla dolu
olmadığı anlamına gelmiyor.
Tüketici artık sadece ürünün içinde neyin olmadığını (Glutensiz, Şekersiz,
Parabensiz) değil, yerine ne konulduğunu sorguluyor. Bu sorgulama ise dünyada "Clean
Label" (Temiz Etiket) hareketinin ortaya çıkmasına sebep oluyor, yani
sözlük kullanmadan da anlayabileceğiniz, anneannenizin mutfağında bulunan
malzemelerden oluşan içerikler.
İşte tam da bu bilgi kirliliğinin ve kavram karmaşasının ortasında,
tüketiciye bir filtre sunmak amacıyla kurgulanan Organic & Pure Fuarı,
12-14 Haziran’da İstanbul Lütfi Kırdar Fuar Merkezi’nde kapılarını açıyor.
Fuar, sadece ürünlerin sergilendiği ticari bir alan değil; ziyaretçilerin
yukarıdaki sorulara dürüst yanıtlar bulabileceği bir farkındalık platformu
olarak öne çıkıyor.
"Bir Pazar Yeri Değil, Güven Ekosistemi İnşa Ediyoruz"
Tüketicinin değişen beklentilerine ve fuarın misyonuna değinen Organic &
Pure Fuar Direktörü Betül Binici, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Artık tüketici raftaki ürünün sadece fiyatına veya ambalajına
değil, değerlerine bakıyor. İnsanlar etiket okumaktan yorgun, güvenmek
istiyorlar. Biz Organic & Pure olarak sadece bir pazar yeri kurmuyoruz;
üretici ile tüketici arasında bir güven ekosistemi inşa ediyoruz. Amacımız,
gerçek gıdaya ve temiz ürüne ulaşmanın bir lüks değil, hak olduğunu
hatırlatmak. Ziyaretçilerimiz bu yıl fuarda organik ürünlerin yanı sıra o
ürünlerin arkasındaki adanmışlığı, şeffaf üretim süreçlerini ve neden sorusunun
cevabını bulacaklar."
Sürdürülebilirlik ve "Yeşil Aklama"ya (Greenwashing) Karşı
Duruş
Organic & Pure, sadece ticari bir hacim yaratmayı değil, aynı zamanda
bir farkındalık okulu olmayı hedefliyor. Fuar kapsamında düzenlenecek paneller
ve atölyelerde; gerçek organik ile endüstriyel doğal pazarlaması arasındaki
farklar, sürdürülebilir tarım uygulamaları ve karbon ayak izini azaltan üretim
modelleri uzman isimlerce tartışılacak. Fuar, "Yeşil Aklama"
(Greenwashing) tuzağına düşmeden, gerçekten doğaya ve insana saygılı markaları
öne çıkararak sektörde bir filtreleme görevi de üstleniyor.