Haber Tarihi
Feb 11,2026 16:11
Çocuğunuz Yaramaz mı Yoksa Bir Dahi mi?
“Çocuğunuz sürekli hareket halinde mi? Sorumluluklarını yerine getirirken sanki görünmez bir engele mi takılıyor? Toplumun hızlıca "yaramaz" ya da "tembel" diyerek etiketlediği bu durum (DEHB) Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğundan dolayı ortaya çıkıyor. Oysa DEHB; akademik performanstan sosyal ilişkilere kadar uzanan, çok boyutlu bir nörogelişimsel farklılık olarak kendini gösteriyor. Sorun çoğu zaman isteksizlikte değil, beynin çalışma biçiminden kaynaklanıyor. Üstelik bu çocuklar dahi olabilir. Dünyanın en çok madalya kazanan olimpiyat sporcusu Michael Phelps’in çocukken DEHB tanısı almış olması, bunun en bilinen örneklerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Auto Train Brain, son blog yazısında DEHB konusunu “Çocuğunuz Yaramaz Değil, Ya Dahiyse?” başlığıyla ele aldı.”
Çocuğum Neden Odaklanamıyor?
Birçok aile, yaşanan odaklanma güçlüklerinin veya hareketliliğin yanlış
ebeveyn tutumlarından ya da disiplin eksikliğinden kaynaklandığını sanarak
büyük bir yanılgıya düşüyor. Oysa bu durum, sonradan kazanılan bir davranış
bozukluğu değil; beynin dikkat, planlama ve dürtü kontrolünden sorumlu
bölgelerindeki işlevsel farklılıklardan doğan nörogelişimsel bir süreçtir.
Sürecin temelinde büyük oranda genetik faktörler yatıyor. Özellikle
beyindeki dopamin gibi kimyasal habercilerin işleyişindeki farklılıklar,
bireyin konsantrasyonunu ve dürtülerini kontrol etmesini biyolojik olarak
zorlaştırır. Genetiğin yanı sıra; gebelik dönemindeki dış faktörler (sigara,
alkol maruziyeti), erken doğum veya düşük doğum ağırlığı gibi çevresel etkenler
de biyolojik risk tablosunu şekillendirebiliyor.
Ancak aile içindeki tutumlar, var olan belirtilerin şiddetini ya da çocuğun
bu zorluklarla başa çıkma becerisini doğrudan etkileyebiliyor.
DEHB’ Li Olmak, Yaramaz Demek Değildir
Sorumluluklarını yerine getirme konusunda zorluk yaşayan çocuklar aynı
zamanda aşırı hareketlilik sergileyebiliyorlar. Genelde de bunun sonucunda
ailesi, öğretmenleri ve diğer yakın çevresi tarafından direkt olarak ‘’yaramaz
çocuk’’ kalıbına sokuluyor. Oysa bu durum sanılanın aksine sadece "yerinde
duramamak" ile sınırlı değildir; aksine her çocukta farklı maskelerle,
bambaşka şekillerde karşımıza çıkabiliyor. Kimi çocuk zihnini bir noktada
toplamakta güçlük çekerken, kimi içindeki durdurulamaz enerjiyi yönetmeye
çalışır.
Aşırı hareketlilik yaşayanlar için durum sanki içlerinde hiç durmayan bir
motor varmış gibi olabiliyor. Bu bireyler en uygunsuz anlarda bile durmaksızın
hareket etme ihtiyacı duyabiliyorlar. Buna bir de dürtüsellik eklendiğinde;
sırasını beklemekte zorlanma, sorular daha bitmeden cevabı yapıştırma veya
sonuçlarını tartmadan hızlıca harekete geçme gibi davranışlar gözlemlenir. Tüm
bunlar birer yaramazlık göstergesi değil, beynin bilgiyi ve enerjiyi işleme
biçimindeki bu özel farklılığın dışa vurumudur.
Zeka Okul Başarısıyla Mı Ölçülür?
Düşük notlar veya sınıftaki dalgınlıklar, bir çocuğun zekası hakkında asla
belirleyici bir kriter değil. En büyük yanılgılardan biri, bu zorlukları
yaşayan çocukların kapasitelerinin düşük olduğunu sanmak. Oysa bu özel
nörolojik yapıya sahip bireyler arasında deha düzeyinde IQ’ya sahip sayısız
örnek bulunuyor. Bu çocuklar aslında yaramaz değil, belki de birer dahi; çünkü
dünyayı görme ve düşünme biçimleri standart kalıpların dışına taşıyor.
Onlar aslında çok hızlı düşünüyor, yüksek yaratıcılık sergiliyor ve ilgi
duydukları bir konuya karşı "hiper-odaklanma" dediğimiz bir
derinlikle bağlanıyorlar. Okuldaki akademik güçlüklerin nedeni konuyu
anlamamaları değil; beynin bilgiyi organize etme ve uzun süre aynı noktada
sabit kalma konusundaki farklı işleyişi.
Tarihteki pek çok başarı hikayesinin arkasında da bu farklı düşünme biçimi
yatıyor. Örneğin efsanevi yüzücü Michael Phelps, çocukken "asla hiçbir
şeye odaklanamaz" denilen biriyken, içindeki o devasa enerjiyi spora
yönlendirerek dünyanın en çok madalya kazanan sporcusu haline geliyor.
Beyin Kendi Kendini Nasıl Eğitiyor?
Bu süreci yönetirken sadece anlayış ve sabır bazen olmayabiliyor. Bazen
beynin bu farklı işleyişini destekleyecek bilimsel yöntemlere de ihtiyaç
duyuyoruz. İşte tam bu noktada Avrupa’da son dönemde sıkça kullanılan
nörogeribildirim (neurofeedback) teknolojisi devreye giriyor. Bu yöntem,
aslında beynin kendi çalışma disiplinini öğrenmesine yardımcı olan bir tür
"beyin egzersizi" gibi çalışıyor.
Çocuk, beyin dalgalarını izleyen sensörler eşliğinde bir bilgisayar oyunu
oynuyor veya bir video izliyor. Beyin, odaklandığı anda oyun ilerliyor veya
görüntü netleşiyor; odak dağıldığında ise duraksıyor. Bu sayede beyin,
dikkatini nasıl toplayacağını ve bu hali nasıl sürdüreceğini adeta bir kasını
geliştirir gibi deneyimleyerek öğreniyor. Doğru yöntemlerle desteklenen her
çocuk, içindeki o eşsiz potansiyeli dünyaya gösterme şansını yakalayabiliyor.