Haber Tarihi
Jan 08,2026 12:50
Yapay Zeka Disleksi Tanısında Yüzde 99’luk Doğruluk Sağladı
“Okuma ve yazma gibi temel becerileri etkileyen nörogelişimsel bir bozukluk olan disleksi, dünya genelinde milyonlarca çocuğun akademik ve sosyal potansiyelini olumsuz etkiliyor. Tanısı genellikle uzun süren klinik gözlemlere ve testlere dayanan bu sorunun teşhisi için aile umut olan çalışma bilimsel hakemli bir yayın olan Dyslexia Dergisi’nde yayınlandı. Bu kapsamda Bahçeşehir Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Günet Eroğlu ve Raja Abou Harb tarafından hazırlanan çalışma, disleksinin beyin dalgaları üzerinden yapay zekâ ile yüzde 99,6 doğrulukla tespit edilebildiğini ortaya koydu.”
Toplumun yaklaşık yüzde 10’unu etkileyen en yaygın öğrenme güçlükleri
arasında yer alan disleksi, beynin bilgiyi işleme merkezinden kaynaklanan
nörogelişimsel bir farklılık olarak ortaya çıkıyor. Bu durum bireyin dil ile
ilgili sesleri ayrıştırmasını, kelimeleri tanımasını ve okuma-yazma becerileri
edinmesini de zorlaştırıyor.
Okul ve sosyal yaşamda bu sorunu yaşayan kişiler 'tembel', 'yaramaz' veya
'ilgisiz' gibi ifadelerle haksız yere etiketlemelere maruz kalabiliyor. Oysa
doğru tanı ve destekle bu farklılığı potansiyele çevirebiliyor.
Bu kapsamda, son yıllarda kullanım alanı hızla artan yapay zeka
teknolojileri, disleksinin erken teşhisinde ve kişiselleştirilmiş iyileştirme
süreçlerinde umut oluyor. Bahçeşehir Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri
Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Günet Eroğlu ve Raja Abou Harb tarafından Dyslexia
Dergisi’nde yayınlanan çalışma disleksinin beyin dalgaları üzerinden yapay zekâ
algoritmalarıyla yüzde 99,6 doğruluk oranıyla tespit edilebildiğini ortaya
çıkarıyor.
Araştırma kapsamında 200 çocuktan alınan QEEG (Kantitatif
Elektroensefalografi) verileri incelendi. Elde edilen sonuçlara göre,
disleksili çocukların beyinlerinde "Theta" dalgalarının daha yüksek,
"Beta-1" dalgalarının ise daha düşük olduğu saptandı.
Ayrıca makalede bu sorunun çözümü için nöro geribildirim (neurofeedback)
teknolojisine de değiniliyor. Bu teknolojik yöntem ile 100 seans sonunda
disleksili çocukların yüzde 48’inin beyin dalgaları yapay zekâ tarafından
"normal" seviyede sınıflandırılmaya başlandığı gözlemlendi. Bu
sonuçlar, erken teşhis ve doğru teknolojiyle disleksinin bir engel olmaktan
çıkıp başarıya giden bir yola dönüşebileceğini gösteriyor.
“Disleksi Sabit Bir Durum Değil”
Yapay zekanın insan gözünün kaçırabileceği karmaşık yapıları çok kısa sürede
analiz edebildiğine değinen Auto Train Brain CEO’su Günet Eroğlu, “QEEG
verileri üzerinden yaptığımız değerlendirmelerde ulaşılan yüksek doğruluk
oranı, bu teknolojinin öğrenme güçlükleri alanında ne kadar güçlü bir araç
olabileceğini gösteriyor. Bu sadece disleksi için değil, gelecekte farklı
nörogelişimsel durumların anlaşılması açısından da önemli bir adımı
oluşturuyor.
Çalışmada ele aldığımız nöro geribildirim uygulamaları, beynin kendi
işleyişini yeniden düzenleyebilme kapasitesine işaret ediyor. Seanslar
ilerledikçe, beyin aktivitelerinde gözlemlenen olumlu değişimler, kişiye özel
müdahalelerin ne kadar etkili olabileceğini gösteriyor. Bu bulgular,
disleksinin sabit ve değişmez bir durum olmadığına, doğru yöntemlerle gelişimin
desteklenebileceğine dair güçlü bir bilimsel çerçeve sunuyor” dedi.
Beyin Sinyalleri, Dislekside Tedavi Kararlarını Daha Bilinçli Hale
Getiriyor
Bu çalışmanın en önemli katkılarından birinin disleksinin beyin sinyalleri
üzerinden daha erken ve net şekilde anlaşılmasını sağladığını vurgulayan Eroğlu
sözlerini şöyle sürdürdü: “Makine öğrenimi sayesinde, nöro geribildirim
terapisine başlamadan önce hangi çocukların bu yöntemden daha fazla fayda
görebileceği öngörülebiliyor. Böylece aileler, her yerde uygulanabilen ve daha
ulaşılabilir maliyete sahip bu yönteme bilinçli bir şekilde karar verebiliyor”.