
İSO Meclisine Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz konuk oldu
“Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: “OVP güncellemesi sürüyor. Bütüncül ve koordineli bir programla başarı gelir. Yapısal reformların somut faydası, değişimler zaman alıyor. Reform yapabilen bir ülke olmak yatırım iklimine katkıda bulunuyor. Yapısal reformlara güçlü bir vurgu yapmak istiyoruz.””
Bahçıvan: “Ülkemiz sanayisi atılım yaparak bir üst lige çıkmalıdır. Bunun
için hem sanayicilerimizde hem de politika yapıcılarımızda önce genel bir
zihniyet değişimine, ardından da değişimi bütüncül bir reform çerçevesine
dönüştürerek hayata geçirecek mekanizmalara ihtiyacımız var. Bu reforma hazır
olunmalı.”
İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclisinin ağustos ayı olağan toplantısı
“Sanayimizin Sorunlarına Yeni Nesil Bir Bakış Açısıyla Çözüm Arayışı” ana
gündemi ile Odakule Fazıl Zobu Meclis Salonunda gerçekleştirildi. İSO Yönetim
Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan’ın açılış konuşmasını yaptığı toplantıya Türkiye
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz konuk olarak katılarak gündeme yönelik
değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz konuşmasında “Türkiye’nin
sanayideki gücünün omurgası, 24 bini aşkın üyesiyle İstanbul Sanayi Odası’dır.
Bu büyük aile, sanayi üretimimizin üçte birinden fazlasını gerçekleştirerek,
toplam katma değerin yaklaşık yüzde 36’sını sağlamakta ve sanayi istihdamının
yüzde 30’una yakınını karşılamaktadır. İhracatımızın da yaklaşık üçte birini
tek başına sırtlayan bu kıymetli yapı, ülkemizin büyüme ve kalkınma motoru olma
vizyonumuzu somutlaştırmaktadır” dedi.
Hedeflerinin 2026 yılında yüksek gelirli ülkeler ligine adım atmak olduğunu
belirten Yılmaz” Türkiye bu kritik eşiği aşacak. Ekonomimiz 19 çeyrektir
kesintisiz büyümeye devam ediyor. Temmuz 2025 itibarıyla yıllıklandırılmış
ihracatımız 269,4 milyar doları aşarak Cumhuriyet tarihimizin rekorunu kırdı.
Cari açığımız OVP tahminimizden daha iyi bir noktada. Merkez Bankası
rezervlerimiz 176,5 milyar dolara ulaşarak Cumhuriyet tarihimizin rekorunu
kırdı. Risk primimiz 264 baz puana gerilemiş durumda. OVP’nin temel önceliği
olan enflasyonda yıllık 42 puan düşüş oldu. Kararlı bir şekilde enflasyonla
mücadelemizi sürdürüyoruz” dedi.
Her yıl eylül ayında gerçekleştirdikleri OVP güncellemesini de
sürdürdüklerini vurgulayan Yılmaz “Bütüncül ve koordineli bir programla başarı
gelir. Yapısal reformların somut faydası, değişimler zaman alıyor. Reform
yapabilen bir ülke olmak yatırım iklimine katkıda bulunuyor. Yapısal reformlara
güçlü bir vurgu yapmak istiyoruz” diye konuştu.
Enflasyonla mücadelede sanayi görevini yerine getiriyor
İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, enflasyonla mücadelenin başarıya
ulaşmasındaki en büyük engelin başta kira ve eğitim olmak üzere hizmet
kalemlerinin katılığını sürdürmesi olduğuna dikkat çekerek “Zaten Merkez
Bankamız da buna bağlı olarak enflasyonda ihtiyatlı duruşunu koruyor. İSO
olarak 2023 ortalarından itibaren devreye alınan Orta Vadeli Program’lara
desteğimizin bir gönül desteği olmadığını şu noktaya dikkat çekerek vurgulamak
istiyorum. Bugün enflasyona karşı verilen mücadelenin bir sonucu olarak TÜFE
enflasyonunun hizmetlerdeki yüksek seviyeler nedeniyle iki yılda yüzde 33’lere
inmesine karşılık, sanayinin satış fiyatlarını yansıtan yurtiçi ÜFE enflasyonu
aynı dönemde yüzde 20’lere kadar inmiş durumda. Dolayısıyla OVP’nin enflasyonla
mücadele temel hedefi açısından sanayi sektörümüzün görevini yerine getirmekte
olduğu açık. Buna rağmen, sanayinin sorumlu olduğu enflasyonun çok üzerinde bir
kredi faiziyle karşılaşıyor olması, bu konuda büyük ve haksız bir bedel
ödediğimizi ortaya koyuyor. Uzun süredir yüksek seyreden reel faizler ve banka
kredilerine yönelik kısıtlamalar finansmana erişimde de ciddi bir sıkıntı
yaratıyor. Bu da iç talebi zayıflatmanın yanı sıra karlılığı baskı altına
alarak yatırım iştahını sınırlamaya devam ediyor” dedi.
Sanayinin sorunları kapsamlı ele alınmalı
Büyümedeki en olumsuz ayrışmanın da yine sanayi sektöründe görüldüğünü
belirten Bahçıvan “2024 yılı büyümesi yüzde 3,2 olarak gerçekleşirken sanayi
sektörü sadece yüzde 0,5 büyüyebilmiştir. Nitekim, her ay açıkladığımız İSO
Türkiye İmalat PMI ve Sektörel PMI verileri de sanayi sektörümüzün faaliyet
koşullarında 16 aydır kesintisiz bozulma eğilimine işaret ediyor. İSO 500
bulguları da küresel çapta yaşanan dönüşüme uyum sağlamanın önündeki birçok
engeli net bir şekilde gösteriyor. Bu konuların tüm ekonomik aktörler
tarafından etraflıca ele alınarak ortak bir akıl oluşturularak çözüme
kavuşturulması gerektiğine inanıyoruz. Bir yandan pandemi deneyimi diğer yandan
sanayi politikalarının tekrar merkeze oturduğu küresel paradigma değişikliği,
bizlere Türkiye’nin sanayisiz ayakta kalamayacağını ve sanayimizin sorunlarını
çok daha kapsamlı ele almamız gerektiğini söylüyor” dedi.
Sorunların kesişiminde karsızlık var
Sanayi sektörünün tüm sorunlarının kesişim kümesinde karsızlık olduğunu ve
bunun daha fazla ertelenemeyecek bir yapısal verimlilik problemini işaret
ettiğini vurgulayan Bahçıvan, şöyle konuştu: “Yakın zamanda yapılan çalışmalar,
toplam faktör verimliliği artışındaki zayıflığın en önemli sebeplerinden
birisinin kaynakların optimal dağılımından uzaklaşmak olduğunu gösteriyor.
Nitekim, ekonomiye anlamlı bir verimlilik katkısı sağlamadığı, iş modeli
sürdürülebilir ve rasyonel olmadığı halde, kamunun finansman ve teşvik
paketlerinden neredeyse eşit ölçüde yararlanan – ve toplam kredi hacminde
önemli yer tutan – çok sayıda firmanın var olduğu ve bunun kaynak dağılımını
önemli ölçüde bozduğu yönünde çalışmalar var. Bu durumun, aynı zamanda firmalar
ve sektörler arası bağlantılarıyla sağlıklı firmalara ve dolayısıyla da
ekonominin geneline yayılan bir verimsizlik ve rekabet gücü sorunu yarattığı,
artık daha fazla göz ardı edemeyeceğimiz bir gerçek olarak ortada duruyor.
Türkiye’nin sanayi sektöründe yıllardır birikmekte olan, ancak özellikle
pandemi sonrasında iyice belirginleşen ve ekonominin geneline etkisi daha çok
hissedilen bir “fazla kapasite” sorunu oluşmuş durumdadır. Gelinen noktada,
problemin çözümüne hizmet etmeyen, üretim faaliyetinin kalıcı ve sürdürülebilir
bir şekilde kârlı olmasını sağlamayan fonlama ve teşvik mekanizmalarını doğru
bulmuyoruz.”
Sanayimiz üst lige çıkmalı
Sanayi firmalarının ölçek yapısı, sermaye ve özkaynak yeterliliği, bilanço
sağlamlığı ve verimliliğinin gerçek sorun alanları olduğuna değinen Bahçıvan
“Türk sanayisi tüm bu kulvarlarda atılım yaparak bir üst lige çıkmalıdır. Bunun
için hem sanayicilerimizde hem de politika yapıcılarımızda önce genel bir
zihniyet değişimine, ardından da değişimi bütüncül bir reform çerçevesine
dönüştürerek hayata geçirecek mekanizmalara ihtiyacımız var. Bu reforma hazır
olunmalı. Gelinen noktada başta KOBİ’lerimiz olmak üzere ülkemizdeki firma
ekosisteminin çok daha yakından mercek altına alınması gerektiği kanaatindeyiz.
Daha somut bir ifadeyle, Türkiye’nin sanayi firmalarının üretim süreçlerinde
verimliliği ödüllendiren, seçici ve performans odaklı bir dönüşüm programına
ihtiyacı bulunuyor. Üretim hayatımızın yapısal sorunlarını tartışmak ve reform
ajandasını hayata geçirmek için bugün çok daha uygun bir atmosferin olduğunu
düşünüyoruz. Aslında bu artık tercih olmaktan da çıkarak bir zorunluluğa
dönüşmüş durumda. Sanayi sektörümüzü bekleyen çetin rekabet koşullarını,
teknolojide ve yeşil dönüşüm alanında yaşanan baş döndürücü gelişmeleri
düşündüğümüzde, bu ajandayı daha fazla ertelememiz zaten mümkün gözükmüyor. İSO
olarak ilgili tüm tarafların katılımıyla kısa vadede hayata geçirilmek üzere
konuya ilişkin kapsamlı bir öneri taslağı hazırlıyoruz” dedi.
Sürdürülebilir istihdam politikasına acil ihtiyaç var
Sanayinin finansmana erişimi konusu çerçevesinde, banka kredilerinin
dışındaki araçlara dönük ilgisinin düşük kaldığını, sermaye piyasası
araçlarının kullanımını yaygınlaştırmak gerektiğini her fırsatta ifade
ettiklerini de belirten Bahçıvan, şöyle devam etti: “Özellikle halka arz
konusunda sanayiciler olarak iğneyi sıklıkla kendimize batırıyoruz. Türkiye’nin
500 Büyük Sanayi Kuruluşu’nda bile halka açık olanların sayısı yalnızca 88,
ikinci 500’de ise bu rakam 39. Yine son günlerde bankaların Eximbank kredileri
için teminat mektuplarına uyguladıkları komisyon oranları giderek artıyor ve
önemli bir maliyet unsuru haline geliyor. Bankaların komisyon oranlarına bir
tavan getirilmesinin gerekli olduğunu değerlendiriyoruz. Birikmiş KDV
alacaklarının da 2024 itibarı ile sadece İSO 1000 kuruluşlarında 110 milyar
TL’ye yaklaştığını hatırlayacak olursak, Türkiye'nin artık kendisiyle çok uyum
sağlayamayan ve adeta bir üretim vergisi hale gelen KDV modelinden daha
reformist bir yapıya dönmesi gerekiyor. Bu noktada İSO olarak uzun süredir dile
getirdiğimiz ticari alacakların konkordato kapsamından çıkartılması talebimiz
doğrultusunda bu başlıkta bir düzenleme yapılıyor olmasını memnuniyetle
karşılıyoruz. Ayrıca Türkiye’nin orta vadeli, tutarlı ve sürdürülebilir bir
istihdam politikasına acilen ihtiyacı olduğunun hepimiz farkındayız. Bu
ihtiyaç; insan kaynağımızın etkin ve verimli bir şekilde değerlendirilmesi için
YÖK’ün de dahil olacağı bir eğitim planlamasıyla geleceğimiz adına eğitimin her
kademesinde mutlaka ele alınmalı.”
Konuşmasında İstanbul sanayisinin Anadolu’ya taşınması konusuna da değinen
Bahçıvan “Üretimini başta Doğu ve Güneydoğu bölgeleri olmak üzere Anadolu’ya
taşıyan firmalarımızın bu bölgelerde üretim yapmaktan ne derece memnun
olduklarının, varsa yaşadıkları sorunların araştırılmasının yeni taşınmalar
öncesinde faydalı olacağını düşünüyoruz” dedi.