Haber Tarihi Ara 08,2018 17:03

İnsan Hakları Sempozyumu sonuç bildirgesi

““Terör örgütlerinin insan hakları gibi ulvi değerleri kendilerine kalkan yaparak, terör propagandası için kullanmalarının önüne geçilmelidir””

Uluslararas İnsan Hakları Sempozyumu Sonuç Bildirisi

“Terör örgütlerinin insan hakları gibi ulvi değerleri kendilerine

kalkanyaparak, terör propagandası  için kullanmalarının önüne geçilmelidir”

 

Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK) tarafından “İnsan Haklarını Yeniden Düşünmek” başlıklı uluslararası sempozyumda, terör eylemlerinin, insan haklarını açıkça ve ağır şekilde ihlal eden eylemler olup, bununla etkili mücadele için devletlerin gerekli hukuki tedbirleri almasının meşru olduğu kaydedilerek,“Terör örgütlerinin insan hakları gibi ulvi değerleri kendilerine kalkan yaparak, terör propagandası  için kullanmalarının önüne geçilmelidir” ifadelerine yer verildi.

İstanbul’da 6-7 Aralık 2018 tarihinde gerçekleştirilen ve çok sayıda ülkenin İnsan Hakları Kurumlarının temsilcileri, akademisyen, yazar, araştırmacı ve STK temsilcilerinin katıldığ ıİnsan Hakları Sempozyumu’nun sonuç bildirgesi yayımlandı.

Evrensel ve bölgesel düzeyde oluşturulan norm ve mekanizmaların insan haklarının korunması ve geliştirilmesinde önemli katkılar sağladığının şüphesiz olduğu vurgulanan bildirgede, “Bununla birlikte, devletleri nçifte standarda yol açan uygulamalarından dolayı, bu mekanizmaların bazı noktalarda yetersiz kaldığının" görüldüğüne işaret edildi.

Bildirgede, çağımızda insan hakları söylemi ve bu konuda hazırlanmış belgeler ile bunların uygulaması arasında artan uçurumun endişe verici olduğu belirtilerek, şu ifadelere yer verildi:

“Özellikle güçlü devletlerin ve bazı uluslararası kuruluşların insan hakları ihlallerine çifte standartlı yaklaştıklarına yönelik artan algı, uluslararası koruma mekanizmalarının saygınlığına ve etkinliğine zarar vermektedir. Bu bağlamda, ırk, dil, din fark etmeksizin herkesin insan olması sebebiyle sahip olduğu insan hakları kavramının, kapsayıcı bir biçimde yeniden ele alınarak çifte standarda yol açan uygulamalara son verilmesi gerektiği değerlendirilmektedir.

Çağımızın yakıcı sorunlarından olan terör, mağdurların yaşam, özgürlük ve güvenlik haklarının sağlanması konusunda yol açtığı sorunlar nedeniyle insan haklarına zarar vermektedir. Terör örgütlerinin insan hakları gibi ulvi değerleri kendilerine kalkan yaparak, terör propagandası için kullanmalarının önüne geçilmelidir. Terör eylemleri, insan haklarını açıkça vea ğır şekilde ihlal eden eylemler olup, bununla etkili mücadele için devletin gerekli hukuki tedbirleri alması meşrudur. Tartışmasız olarak, her devletin terör tehdidine karşı meşru müdafaa hakkına dayalı olarak "terörle mücadele yapma hakkı" olduğu, bütün uluslararası mahfillerde vurgulanmalıdır.”

İnsan haklarının tek eksenli olması ve değer akışının sürekli olarak batıdan doğuya doğru olmasının da sorunlara yol açtığı vurgulanan bildirgede, “Bu bağlamda, tek taraflı bir değer akışı yerine,çoğulculuğun, karşılıklı etkileşimin ve kültürel göreceliliğin göz önünde tutulduğu yeni bir yaklaşım benimsenmelidir. Batı eksenli ve birey merkezli olarak ele alınan ve sekülerizmi zorunlu bir önkoşul olarak kabul ettiği varsayılan insan hakları kavramı, esasen diğer medeniyetlerin ve İslam medeniyetinin kadim değerleri gözetilerek geliştirilmelidir “ denildi.

Bildirgede, insan hak ve özgürlüklerinin gözetilmediği bir kalkınma anlayışının mümkün olamayacağı kaydedilerek, şu ifadelere yer verildi:

“Günümüzde, yaşam hakkı başta olmak üzere en temel hak ihlallerinin başlıca kaynağı, savaş ve terör olaylarıdır. Bu konuda, hem devletlere hem de uluslararası topluma büyük görev ve sorumluluk düşmektedir.Sorunların sıcak çatışmalara varmadan, barışçı yöntemlerle çözülmesi, yaşam hakkı başta olmak üzere birçok temel hak ve özgürlüğün ihlalini doğmadan önleyecektir.

İnsana bütüncül, kuşatıcı ve ayrım gözetmeksizin yaklaşan İslam dünyasının kadim değerleri ışığında insan ve insan onuru, özgürlük, eşitlik ve adalet ilkeleri dünyanın merkezinde yer almaktadır.  Bu bağlamda, İslam dinini şiddet ve terörle bağdaştıran bir anlayış kabul edilemez.

Dünyanın neresinde meydana gelirse gelsin insan hakları ihlalleri tüm insanlığın ortak sorunudur. İnsan hakları,toplumun her kesimi tarafından kullanılabilen ve herkese temel hak bilincini aşılayan bir kavram olarak bütün dünyada hak ettiği yeri almalıdır. İnsan haklarının korunması ve ihlallerinin önlenmesi, yalnızca mağdurların değil,aydın, akademisyen, sivil toplum ve kamu yöneticilerinin yanı sıra empati temelinde her bireyin meselesidir. Bu bağlamda, sivil toplum ve üniversiteler başta olmak üzere, toplumun her kesiminin geniş katılımına ve çoğulcu temsiline dayanan politikalar geliştirilmeli, bu anlamda kamuoyunda bir farkındalık yaratılmalıdır.”

Bildirgede ayrıca, “insan hakları şehirleri”kavramına da işaret edilerek, “İnsan haklarının dinamik özelliği göz önünde bulundurulduğunda,insana ve insani güvenliğe saygı duyulması bağlamında insan haklarını yerinden korumacı yaklaşımlar önem kazanmaktadır. Şehirde yapılan her şeyin alınan her kararın insan hakları süzgecinden geçirilmesini öngören insan hakları şehirleri kavramı gündeme gelmiştir. Bu bağlamda, sağlıklı toplumun yapıtaşını oluşturan ailenin gelişmesi ve güçlendirilmesine uygun bir ortam yaratılması ve buna uygun yapılar inşa edilmesi gerekmektedir” denildi.